KOKU
KOKU
Adam yıllar boyu, her gün yan yana olan iki odalı evine bir şeyler taşıyordu. Hiç seçici değildi; lazım olan olmayan, eskimiş, ikinci, üçüncü el olmasına bakmadan biriktiriyordu habire… Her yerden; sokak çöplerinden, gazetelerden, siyaset ve magazin dünyasından, medyadan boyuna bir şeyler taşıyordu…
Komşular bazen merakla, bazen kıskanarak, bazen de iğrenti ile bakıyorlardı. Onun gibi yapan veya özenen de yok değildi. Ama hiç kimse biriktirmede ona ulaşamıyordu. O bir biriktirme delisiydi…
Sonra bir gün apartmana kötü bir koku yayılmaya başladı… Kimisi; “çürük yumurta kokusu”, kimisi; “ceset kokusu” dedi… Evlerinde de belli bir çöp birikimi olanlar ise “gayet doğal bir koku” saydı bunu…
Apartmandan, mahalleye yayılmaya başlayan koku üstüne; spekülasyonlar, tartışmalar aldı başını gitti. Herkes sevmediği bir diğerini suçluyor, ne bedeninin, ne de zihninin kokmayacağını söylüyordu… Sadece bir çocuk kokunun sürekli bir şeyler geveleyen adamın kafasından geldiğini söyledi. Tabii başta kimse oralı olmadı; ‘çocuktu işte!’, ne bilsindi! Adam üniversite mezunu ve eski bir yöneticiydi; kafası, zihni nasıl koksundu, hiç öyle şey olurmuydu!..
Son çare olarak belediyeye şikayet ettiler. Kokunun kaynağını söyleyen çocuk belediye çöpçülerinin önüne düşüp, onları direk eski siyasetçinin evine götürdü… Çöpçüler hemen işe koyuldu, kamyonlar dolusu çöpü, çöplüğe taşıdılar. Adam itiraz etti, direndi; “Aman şu hazine değerindeki bilgilerimi almayın, aman şu yargılarımı, öfkelerimi, kinlerimi, hele ki şu söylenmemiş sözlerimi atmayın, lütfen
lütfen!…”
Çöpten çöpe atıldı, avaz avaz bağırdı…
Tüm çabalara rağmen onu geçmişin çöplerinden vazgeçirerek yaşanılan an’a getiremediler… Yıllar yıllar sonra kendini bir çöp kamyonuna attı, kimseye fark ettirmeden… Kamyonun presi çalıştırıldığında, cılız bir ses duyuldu; “Nihayet, nihayet!…”
10.01.2017
