KEDİ KALEM
Geveze zihin, hiç susmazsın ki, bahse girerim laf ebeliğinde kimse eline su dökemez, nasıl çene o öyle, sabahtan akşama kadar cav cav cav, dır dır dır, üç kuruş eden bir şey olsaydı ne ala, hepten zırvaloji, bilmem kaç yıl önceki, halk deyişiyle “poh”tan adamların “poh”tan sözlerine yeni yeni laf yetiştiriyorsun, “şu şunu derken, ona şunu demeliydin, şunu yapmalıydın, şunu etmeliydin…” vs. vs. Niye o zaman cevap vermedin? Seni tutan mı vardı? İlle de kokuşturup öyle servis edeceksin, temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp önüme getireceksin. Gevezelerin şahısın sen, bir tek kalem kulağını çekebiliyor. O da olmazsa halimiz nice olurdu.
Kalem ki tereyağından kıl çekercesine senin o kirli çamaşırlarını bu sayfalara serdiğinde sus pus oluyor, dut yemiş bülbül dönüyorsun; kalem kedi sen fare, kaçacak delik arıyorsun.
Fare zihin efendi, fosseptik çukurlarında tur atmaktan yorulmuyor, bazen oradan çıkıp güllerden nergislere kadar bahçemdeki çiçekleri, dahası evimin içine kadar sızıp en temiz eşyalarımı kirletmeye çalışıyorsun!
Uzun yıllar sana kısmi bir hoşgörü gösterdim ve sen bunu olabildiği kadar suiistimal ettin. Artık sana göz açtırmayacağım, kedi kalemi yarım metre mesafede tutacağım, haberin olsun! Kafamın içini bitpazarına, Çıfıt çarşısına çeviremeyeceksin artık, ya sadede gelip uslu duracak, paha biçilemez olan zamanımı daha fazla heba etmekten cayacaksın ya da hiç acımadan seni kedi kalemin önüne atacağım böyle, onun pençeleri, sivri dişleri arasında ciyak ciyak bağıracaksın! Bana çektirdiklerini fitil fitil burnundan getireceğim.
Artık beni kuyruğunmuşum gibi ardında sürükleyemeyeceksin. O ince, tüysüz ve çirkin kuyruğuna bir ip bağlayacağım ve o ipi de kedi kalemime teslim edeceğim. Hiç şansın yok gayrı, seni dırdırcı geveze zihin efendi, yuların elimde artık. Kedi kalemi unutma!
Abdullah Öngüllü Şêrwî
