Gürsel Karaaslan
Siz Hiç Gitmediniz Ki
Gürsel Karaaslan

Şehitlerimize…
Bugün çoğunuzla yeniden buluştum.
Yıllar sonra değil…
Sanki dün ayrılmışız gibi.
Önce bakışlarınızla karşılaştım. O tanıdık, içten, biraz mahcup ama bir o kadar da güzel gülüşlerinizle… Sonra yürüyüşünüzü gördüm. Kendine özgü, samimi, hayatın içinde doğal bir yürüyüş… Sanki birazdan dönüp bana bir şey söyleyecekmişsiniz gibi.
Bir an durdum.
Size baktım.
Siz bana bakmadınız.
Ama ben sizi gördüm.
Hem de bir fotoğrafta görür gibi değil.
Yaşarken gördüm.
Gülüşünüzü, bakışınızı, arkadaşınıza bir şey anlatırken yüzünüzde beliren o ifadeyi, yan yana yürürken birbirinize attığınız o küçük bakışları…
Bir anlığına zaman durdu.
Ve ben düşündüm:
İnsan, hiç yaşlanmayan insanları özlüyormuş.
Biz büyüdük.
Saçlarımıza aklar düştü. Yüzlerimize yıllar yerleşti. Dünyamız değişti. Sokaklar değişti. İnsanlar değişti. Biz değiştik.
Ama siz…
Siz o günkü halinizle kaldınız.
Hep genç.
Hep güzel.
Hep aynı gülüşle.
Belki de insanın en ağır tarafı burada başlıyor. Birini kaybetmek yalnızca onun yokluğuna alışmak değil; onunla birlikte yaşayabileceğimiz bütün ihtimalleri de kaybetmekmiş.
Birlikte içeceğimiz bir çay…
Uzun uzun konuşacağımız bir akşam…
Birbirimize takılıp güleceğimiz sıradan bir gün…
Bir yolculuk…
Bir düğün…
Bir bayram…
Bir “yarın görüşürüz”…
Hayatın o küçük, önemsiz gibi görünen ama aslında insanın bütün mutluluğunu oluşturan şeyleri…
Sizden geriye işte bunların sessizliği kaldı.
Ama garip olan şu:
İnsan bazen en çok, hiç yaşanmamış şeyleri özlüyor.
Sizinle yaşlanmayı…
Saçlarınıza düşen akları görmeyi…
Çocuklarınızın büyümesini…
Bir gün tesadüfen karşılaşıp “Nerelerdesin?” demeyi…
Hayatın bütün sıradanlığını sizinle paylaşmayı…
Bunların hiçbirini yaşayamadık.
Ve belki de özlemin en derin yeri tam burasıdır.
Yarım kalan bir hayat değil yalnızca;
yaşanması mümkünken yaşanamayan bütün hayatlar.
Bugün sizi yeniden gördüğümde bunları düşündüm.
Sonra bir annenin yüzü geldi aklıma.
Bir annenin, yıllar geçse de kapıya her bakışında içinde küçücük bir ihtimali saklayan gözleri…
Çünkü anneler çocuklarının ölümüne hiçbir zaman tam olarak inanmıyor galiba.
Akıl kabul ediyor.
Zaman kabul ediyor.
Dünya kabul ediyor.
Ama kalp…
Kalp etmiyor.
Kalp, kapının bir gün yeniden açılacağına dair küçük bir ışığı hep saklıyor.
Belki bu yüzden bazı evlerde ölüm hiçbir zaman tam anlamıyla gelmiyor.
Bir sandalye boş kalıyor sadece.
Bir oda sessizleşiyor.
Bir fotoğraf duvarda asılı duruyor.
Ve hayat, o insanın yokluğuyla birlikte devam etmeyi öğrenmeye çalışıyor.
Ama insanın yüreği öğrenemiyor.
Bugün çoğunuzla yeniden buluştum.
Size söylemek istediğim çok şey vardı.
Ama söyleyemedim.
İnsan bazen en çok sevdiklerinin karşısında kelimelerini kaybediyor.
Sadece bakıyor.
Sadece susuyor.
İçinden:
“Ne güzel gülüyordun…”
diyor.
“Ne gençmişsin…”
diyor.
“Daha yaşayacağın ne çok şey vardı…”
diyor.
Sonra kendi kendine soruyor:
Bir insanın hayatı neden yarım kalır?
Bu sorunun cevabını belki hiçbir zaman bulamayacağız.
Ama bildiğimiz bir şey var:
Sizin hayatınız burada bitmedi.
Çünkü siz artık yalnızca kendi hayatınız değilsiniz.
Siz annenizin gözlerindesiniz.
Kardeşinizin sesindesiniz.
Dostlarınızın hatıralarındasınız.
Birlikte yürüdüğünüz sokaklardasınız.
Bir türkünün içinde, bir fotoğrafın sessizliğinde, eski bir evin kapısında, hiç beklemediğimiz bir anda içimize düşen o tarifsiz sızıdasınız.
Ve en çok da bizi insan yapan o yerde…
Vicdanımızdasınız.
Belki de insanın gerçek ölümü unutulduğu gündür.
Siz unutulmadınız.
Çünkü sizi sevenlerin kalbinde hâlâ bir yeriniz var.
Ve o yer, zaman geçtikçe küçülmüyor.
Aksine büyüyor.
Bugün sizi yeniden gördüğümde bir kez daha anladım:
Ölüm bazı insanları bizden alabiliyor ama sevgiden alamıyor.
Zamandan alabiliyor ama hatıradan alamıyor.
Hayattan alabiliyor ama kalpten alamıyor.
Siz bizim yanımızdan ayrılmış olabilirsiniz.
Ama bizim içimizden hiç gitmediniz.
Belki de bu yüzden bugün size “elveda” demek istemiyorum.
Çünkü elveda, bir daha görüşmeyeceğimizi söyleyenlerin kelimesidir.
Oysa ben sizi bugün gördüm.
O güzel gülüşünüzle…
O samimi bakışınızla…
O kendinize özgü yürüyüşünüzle…
Sanki birazdan arkanıza dönüp:
“Ne bakıyorsun öyle?”
diyeceksiniz.
Ben de gülümseyip:
“Hiç…”
diyeceğim.
Sonra siz yürüyüp gideceksiniz.
Ben arkanızdan bakacağım.
Ama bu kez biliyorum:
Siz giderken benden uzaklaşmayacaksınız.
İçimde kalacaksınız.
Çünkü bazı insanlar toprağa değil, insanın kalbine gömülür.
Ve kalbe gömülenler ölmez.
Siz hiç gitmediniz ki.
Sadece artık sizi başka türlü görüyoruz.
Bir fotoğrafta…
Bir hatırada…
Bir annenin gözyaşında…
Bir kardeşin suskunluğunda…
Bir dostun “keşke”sinde…
Ve bazen, hiçbir şey yokken, ansızın içimize düşen o sıcaklıkta…
Bugün çoğunuzla yeniden buluştum.
Size uzun uzun baktım.
Ve içimden yalnızca şunu söyledim:
İyi ki vardınız.
İyi ki bu dünyadan geçtiniz.
İyi ki bir zamanlar bizimle aynı gökyüzüne baktınız.
Aynı toprakta yürüdünüz.
Aynı havayı soludunuz.
Aynı sofralarda oturdunuz.
Aynı sevinçlere güldünüz.
Ve şimdi…
Biz sizin yarım kalan yerinizden hayata bakıyoruz.
Belki size borcumuz, sizi yalnızca anmak değildir.
Belki asıl borcumuz, sizin değer verdiğiniz hayatı değersizleştirmemektir.
Birbirimizi sevmek…
Birbirimizin acısını anlamak…
İnsanın hayatını kutsal bilmek…
Hiç kimsenin annesinin kapıya bakarak ömür tüketmediği bir dünya için çabalamak…
Çünkü sizin ardından bırakabileceğiniz en büyük miras, ölümünüz değil;
yaşarken taşıdığınız insanlık olsun.
Biz de onu yaşatalım.
Sizi fotoğraflarda değil yalnızca, hayatımızda yaşatalım.
Sizi yılda bir kez değil, her güzel davranışımızda hatırlayalım.
Birine iyilik yaptığımızda…
Bir yarayı sardığımızda…
Bir çocuğun başını okşadığımızda…
Bir annenin gözyaşını dindirdiğimizde…
Bir insanın hayatına umut kattığımızda…
Belki siz de biraz daha yaşamış olacaksınız.
Çünkü insanın ardından bırakabileceği en güzel şey, kendisine dikilmiş bir taş değil;
başkasının kalbinde yeşerttiği iyiliktir.
Bugün çoğunuzla yeniden buluştum.
Ve artık biliyorum:
Bazı insanlar dünyadan gider.
Ama sevgiden gidemez.
Bazı insanlar susar.
Ama hatıraları konuşmaya devam eder.
Bazı insanlar gözden kaybolur.
Ama kalpten hiç çıkmaz.
Siz hiç gitmediniz ki…
Siz hâlâ o güzel gülüşünüzle,
o temiz bakışınızla,
o samimi yürüyüşünüzle,
bizim hatıralarımızda değil yalnızca,
kalbimizin en güzel yerinde yaşıyorsunuz.
Özledim sizi
Hevalca ve kardeşçe kalın

No responses yet