Narin Güran Bir çocuğun ölümü ve görünmeyen koruma zinciri
Narin Güran: Bu Bölgede Bir Çocuğun Boğulan Nefesi ve Devletin Sistematik Yokluğu
Bu bölgede bir çocuğun ölümü hiçbir zaman yalnızca bir aile içi cinayet değildir. Bu coğrafyada bir çocuk öldüğünde, onun nefesiyle birlikte devletin yokluğu, toplumun sessizliği, ataerkil düzenin şiddeti ve adaletin gecikmişliği de ortaya saçılır. Narin Güran’ın öldürülmesi, tam da böyle bir yüzleşmenin kapısını açıyor: Bir çocuğun değil, bir sistemin cinayeti.
Adli tıp raporunun soğuk dili, bu sistemin nasıl işlediğini anlatan en çıplak belgedir. Narin’in ağız ve burnu kapatılarak mekanik asfiksiyle boğulduğu, boynuna baskı uygulandığı, ölüm anında direndiği, ağabeyin kolundaki ısırık izinin bu direnişten kaldığı, amcanın aracında Narin’e ait DNA bulunduğu… Bu bulgular, bir çocuğun ölürken yalnız olmadığını; birden fazla failin aynı anda devreye girdiğini gösteriyor. Ama bu failler yalnızca aile bireyleri değil. Bu failler, bu bölgede yıllardır kendini tekrar eden bir düzenin parçalarıdır.
Bu bölgede devlet çoğu zaman ancak bir çocuk öldüğünde ortaya çıkar. Sosyal hizmet yoktur, koruma mekanizması yoktur, riskli aile takibi yoktur. Narin’in ailesi defalarca şiddet nedeniyle şikâyet edilmişti. Hiçbir inceleme yapılmadı. Hiçbir koruma kararı alınmadı. Devlet, bu çocuğun hayatına dokunmadı. Bu yokluk tesadüf değil; siyasal bir tercihin sonucudur. Bu bölgede devlet, çoğu zaman yalnızca güvenlik politikalarıyla görünür; çocuk koruma, sosyal destek, kadın güvenliği gibi alanlarda ise sistematik bir yokluk hâkimdir.
Bu yokluk, ataerkil düzenle birleştiğinde kadınları hem mağdur hem fail hâline getiren bir karanlık üretir. Feminist bir perspektiften bakıldığında, anne Yüksel Güran’ın failleşmesi bile bu düzenin bir sonucudur. Bu bölgenin yoksul köylerinde kadın, erkek egemen yapının içinde hem şiddetin hedefi hem de şiddetin taşıyıcısı hâline gelebilir. Anne, kendi çocuğunun ölümünde sessiz kalır; çünkü bu düzen ona konuşmayı değil, susmayı öğretir. Suskunluk, bu coğrafyada kadınların en ağır zinciridir.
İfadeler, bu zincirin nasıl işlediğini gösteren birer belge niteliğinde. Anne’nin sürekli değişen, çelişkili anlatımları; ağabeyin hem hareket ettiği hem de “evden çıkmadım” dediği tutarsızlık; amcanın “hiçbir şey görmedim” sözlerine rağmen aracında çıkan DNA; komşunun “cesedi dereye taşıdım, korktum” itirafı… Bu ifadeler, bu bölgenin kapalı köy yapısının nasıl bir kolektif suç ortaklığı ürettiğini gösteriyor. Devlet yoksa, adalet yoksa, sosyal hizmet yoksa; geriye yalnızca sessizlik kalır. O sessizlik, bazen bir çocuğun ölümünü bile saklar.
Adalet sistemi de bu yokluğun bir parçasıdır. Kamera kayıtları geç incelendi, arama çalışmaları geç başlatıldı, deliller geç toplandı. Bu gecikme, fail aileye zaman kazandırdı. Kırsal bölgelerde adalet hâlâ yavaş, dağınık ve koordinasyonsuz işliyor. Bir çocuğun cesedinin bulunması için geçen 19 gün, yalnızca bir kayıp süreci değil; devletin bu bölgedeki yokluğunun kronolojisidir.
Bu olayın siyasal bağlamı görmezden gelinemez. Türkiye’de yıllardır aile kutsallaştırıldı, sosyal devlet zayıflatıldı, çocuk hakları geri plana itildi, bu bölge kaderine terk edildi. Bu atmosfer, bir çocuğun öldürülmesini mümkün kılan zemini hazırladı. Narin’i öldüren el, yalnızca anne, ağabey ve amca değil; yoksulluk, eğitimsizlik, ataerkil kültür, devletin yokluğu, köyün sessizliği ve adaletin gecikmesidir.
Narin Güran’ın ölümü, bu bölgede bir çocuğun değil; bir sistemin nefesinin kesildiği andır. Bu ülke, bu coğrafyada bir çocuğun nefesini koruyamadı. Ama belki bu olay, bu ülkenin vicdanını koruyabilir. Eğer hâlâ nefes alıyorsa.
Jiyan Munzur
Narin Güran cinayeti: Bir çocuğun ölümü ve görünmeyen koruma zinciri
Diyarbakır’ın Bağlar ilçesine bağlı Tavşantepe’de 21 Ağustos 2024’te kaybolan 8 yaşındaki Narin Güran’ın cansız bedeni, 19 gün sonra Eğertutmaz Deresi’nde bulundu. Adli tıp, ölümün ağız ve burnun kapatılması ile boyuna baskı sonucu mekanik asfiksiden kaynaklandığını tespit etti. Anne, ağabey ve amcaya verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezaları Yargıtay tarafından onandı. Dosya, kırsalda çocuk koruma mekanizmalarının işleyişine dair tartışmaları yeniden açtı.
Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma ve Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki yargılama, olayın aile içi bir cinayet olarak kayda geçmesini sağladı. Mahkeme, 28 Aralık 2024’te anne Yüksel Güran, ağabey Enes Güran ve amca Salim Güran’ı “iştirak halinde çocuğa karşı kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırdı. Cesedi dere yatağına taşıdığını itiraf eden komşu Nevzat Bahtiyar hakkındaki hüküm ise Yargıtay tarafından bozuldu; Bahtiyar, nitelikli kasten öldürmeye yardım suçundan yeniden yargılandı ve 17 yıl hapis cezası aldı. Yargıtay 1. Ceza Dairesi, üç aile üyesine verilen cezaları 29 Aralık 2025’te onadı.
Adli tıp bulguları, ölüm anına ilişkin tabloyu netleştirdi. Kurum raporuna göre Narin, 21 Ağustos 2024’te ağız ve burnunun kapatılması ile boyuna uygulanan baskı sonucu oksijensiz bırakılarak öldürüldü. Ağabey Enes Güran’ın kolundaki lezyonlar, insan ısırığıyla uyumlu bulunmakla birlikte diş izinden kimlik tespiti yapılamadı; lezyonların oluşma zamanı kaybolma günleriyle örtüşüyordu. Ceset üzerindeki bazı saç ve kıl örneklerinin mitokondriyal DNA incelemesi, anne ve ağabeyle aynı annesel soydan geldiğini gösterdi. Soruşturma sürecinde amcanın aracında Narin’e ait biyolojik izlere rastlandığı yönündeki bulgular da dosyaya girdi. Sanıkların ifadeleri ise sık sık değişti: Anne’nin anlatımları arasında çelişkiler oluştu, ağabeyin evden çıkmadığı iddiası hareket kayıtlarıyla uyuşmadı, amca “hiçbir şey görmedim” derken araç bulguları gündeme geldi.
Olayın kamuoyunda yarattığı asıl tartışma, fail tespiti kadar, öncesindeki koruma boşluğuna ilişkindi. Kırsal mahallelerde aile içi şiddet ihbarlarının ne ölçüde takip edildiği, risk altındaki çocuklar için sosyal hizmet müdahalesinin zamanında devreye girip girmediği soruları öne çıktı. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, kayıp ihbarının ardından köyde çalışma yürüttüğünü ve davaya müdahil olduğunu açıkladı; ancak aile, personelin bir dönem köye alınmadığını bildirdi. Bakanlık yetkilileri, Tavşantepe’de onlarca çocuğun tespit edildiğini, bir kısmı için tedbir kararı alındığını, ancak uygulamanın aile direnci nedeniyle aksadığını Meclis komisyonunda anlattı. Bu tablo, cinayetin yalnızca o gün işlenen bir eylem değil, daha önceki ihbar ve risk değerlendirmelerinin sonuç vermediği bir zeminde gerçekleştiği yorumlarını güçlendirdi.
Kadın ve çocuk örgütleri ile bazı hukukçular, annenin de sanık haline gelmesini yalnızca bireysel bir tercih olarak okumuyor. Yoksul ve kapalı köy yapılarında kadının hem şiddetin hedefi hem de düzenin sürdürücüsü konumuna düşebildiğini, suskunluğun çoğu zaman hayatta kalma stratejisine dönüştüğünü belirtiyorlar. Dosyadaki değişen ifadeler ve komşunun “korktum, cesedi taşıdım” şeklindeki itirafı, bu yorumlara göre kolektif bir sessizliğin ürünü. Devlet kurumlarının olaydan sonra yoğunlaşması, öncesindeki önleyici sosyal hizmet ve riskli aile takibinin yetersiz kaldığı eleştirisini besledi.
Arama çalışmalarının ve bazı delillerin toplanmasındaki gecikmeler de dosyanın kronolojisinde yer aldı. Cesedin bulunması 19 gün sürdü. Kırsal alanlarda kamera incelemesi, koordinasyon ve delil güvenliği konularındaki aksaklıklar, hem soruşturma hem de kamuoyu nezdinde güven tartışması yarattı. Mahkeme kararı ve Yargıtay onaması, cezai sorumluluğu anne, ağabey ve amca üzerinde kesinleştirirken; çocuk koruma sisteminin benzer vakaları önleyip önleyemeyeceği sorusu açık kaldı.
Narin Güran dosyası, adli tıp raporunun soğuk tespitleriyle kapandı: Bir çocuk, ağız ve burnu kapatılarak, boyuna baskı uygulanarak öldürüldü. Cezalar onandı. Geriye, aynı coğrafyada benzer risk altındaki çocuklar için sosyal hizmet, okul devamı, şiddet ihbarı takibi ve köy düzeyinde koruma mekanizmalarının ne kadar işlediği sorusu kaldı. Bu soru, tek bir davanın hükmüyle yanıtlanmış değil.
