Hacı Lokman Birlik: Bir Devletin Çürüyen Vicdanı, Bir Halkın Sürüklenen Onuru
Hacı Lokman Birlik: Bir Devletin Çürüyen Vicdanı, Bir Halkın Sürüklenen Onuru
Hacı Lokman Birlik’in bedeninin zırhlı bir aracın arkasında sürüklenmesi, Türkiye’de devletin Kürt’e yönelik şiddetinin en çıplak, en utanmaz, en hesaplı hâlidir. Bu sahne, bir devletin kendi yurttaşına karşı nasıl bir cezalandırma ritüeli geliştirdiğini gösterir. Bu ritüel, yalnızca öldürmeye değil; ölümün ardından bile aşağılamaya dayanır. Bu, bir güvenlik politikası değil; bir hakaret ideolojisidir.
Devlet o gün bir insanı öldürmedi; bir halkın onurunu sürükledi, bir toplumun hafızasını paramparça etti, bir ülkenin insanlık iddiasını yerle bir etti.
Bu görüntü, Türkiye’de Kürt’e yönelik şiddetin “yanlışlık”, “orantısız güç”, “operasyon kazası” gibi bahanelerle açıklanamayacak kadar sistematik olduğunu kanıtlayan bir devlet itirafıdır.
Devletin Mesajı: “Sizin bedeniniz bizim mülkümüzdür.”
Bir insanın cansız bedenini bir araca bağlayıp sokak ortasında sürüklemek, yalnızca vahşet değildir; bir politik gösteridir. Bu gösteri, Kürtlere şu mesajı verir:
“Yaşamınız da ölümünüz de bizim tasarrufumuzdadır.”
Bu, bir devletin kendi yurttaşına karşı kurduğu en çıplak tahakküm biçimidir. Bu tahakküm, beden üzerinden kurulur; çünkü beden, kimliğin en savunmasız hâlidir.
Devlet, Kürt’ün bedenini bir nesneye dönüştürerek şunu ilan eder: “Senin bedenin bile sana ait değil.”
Bu, bir rejimin kendini teşhir ettiği andır.
Cizre: Hukukun askıya alındığı karanlık laboratuvar
Cizre, o dönem yalnızca bir ilçe değildi; devletin yeni güvenlik doktrininin deney alanıydı. Bodrumlarda yakılan insanlar, sokakta günlerce kalan cenazeler, ambulansların engellenmesi, keskin nişancıların sivilleri hedef alması… Her şey bir planın parçasıydı.
Hacı Lokman Birlik’in sürüklenişi, bu planın en görünür, en teşhir edici uygulamasıydı.
Devlet şunu test ediyordu:
Bir halk ne kadar aşağılanırsa susar? Bir toplum ne kadar acıya dayanırsa dağılmaz? Bir coğrafya ne kadar cezalandırılırsa itaat eder?
Bu testin sonuçları, Kürt coğrafyasında onlarca yıldır süren cezasızlıkla birleşince ortaya bir cezalandırma kültürü çıktı. Bu kültür, devletin Kürt’e yönelik şiddetini sıradanlaştırdı, normalleştirdi, meşrulaştırdı.
Sürüklenen Beden, Sürüklenen Hukuk
Hacı Lokman Birlik’in bedenini sürükleyenler, aslında Türkiye’de hukukun tabutunu sürüklüyordu. O görüntü, “hukuk devleti” iddiasının çöktüğü anın belgesidir.
Fail belli. Araç belli. Zaman belli. Görüntü ortada. Ama adalet yok.
Bu ülkede Kürt öldüğünde, dosya kapanır; fail korunur; soruşturma buharlaşır. Bu, bir istisna değil; bir devlet refleksidir.
Türkiye’de adalet, Kürt söz konusu olduğunda bir gölgedir: varmış gibi durur, ama dokununca yok olur.
Bir Fotoğrafın Taşıdığı İtiraf
Hacı Lokman Birlik’in fotoğrafı, devletin Kürt’e bakışını tek cümlede özetler:
“Sen insan değilsin.”
Bu fotoğraf, Türkiye’deki demokratik söylemin içinin ne kadar boş olduğunu, eşit yurttaşlık iddiasının ne kadar sahte olduğunu, adalet mekanizmasının ne kadar seçici çalıştığını gösteren bir itiraftır.
Bu fotoğraf, devletin kendi yurttaşına karşı işlediği suçun kendi eliyle belgelendiği andır.
Bu fotoğraf, bir rejimin kendi karanlığını kendi eliyle kayda aldığı bir yüzleşme belgesidir.
Devletin Sessizliği, Halkın Çığlığı
Birlik ailesi, yalnızca bir evlat kaybetmedi; devletin adalet sisteminin sınırlarını da gördü. Mahkeme koridorlarında adalet arayışları, duvara çarpan bir çığlığa dönüştü.
Bu ülkede Kürt ailelerin kaderi hep aynıdır: Acı kalıcı, adalet geçici.
Devlet, Kürt’ün acısını tanımaz; Kürt’ün yasını görmez; Kürt’ün adalet talebini duymaz.
Bu sessizlik, bir devlet politikasının parçasıdır.
Bir Halkın Hafızasında Açılan Derin Çizik
Hacı Lokman Birlik’in sürüklenişi, Kürt toplumunun hafızasında silinmeyecek bir iz bıraktı. Bu iz, yalnızca bir travma değil; bir politik bilinçtir.
Bu bilinç, devletin şiddetinin tesadüf değil, sistem olduğunu gösterir. Bu bilinç, Kürtlerin neden adalet talebinde ısrarcı olduğunu açıklar. Bu bilinç, Kürtlerin neden eşitlik söylemlerine güvenmediğini anlatır.
Bu olay, Kürtlerin neden kendi hafızasını, kendi adalet talebini, kendi politik mücadelesini kurmak zorunda olduğunu gösteren bir dönüm noktasıdır.
VII. Sonuç: Sürüklenen Bir Beden Değil, Sürüklenen Bir Rejim
Hacı Lokman Birlik’in bedenini sürükleyenler, aslında kendi rejimlerini teşhir ediyordu. Bu görüntü, devletin insanlık sınavından kaldığını ilan eden bir belgedir.
Hacı Lokman Birlik artık yalnızca bir isim değildir; Bir yüzleşme çağrısıdır. Bir utanç kaydıdır. Bir halkın adalet arayışının sembolüdür. Bir rejimin karanlık aynasıdır.
Jiyan MUNZUR
