Türkiye Neden Bir Gücünü Kürdistan’dan Çekti?
Türkiye çepeçevre kuşatılıyor. Art arda sıralamak gerekirse; İsrail’in Yunanistan’a askeri desteğinin artması ve bunun sonucunda yapılan antlaşma, İsrail’in Kıbrıs’ın Rum bölgesinden ciddi şekilde toprak satın alması, Karadeniz’de Türk menşeli gemilere saldırılar, Mekke Antlaşmasının hemen ardından Arabistan ve Yemen arasında başlayan sıcak savaş hali, yine Pakistan’a gerçekleştirilen bombalı saldırı ve Rojava’da yaşanan gelişmeler…
Bu başlıkları kısaca açarsak; İsrail ciddi bir şekilde Ortadoğu’da hegemon olma çabalarını derinleştiriyor. Ve önüne çıkan güçleri alt etmek ve devre dışı bırakmak adına her şeyi yapıyor. Yunanistan’ın Türkiye’ye yakın adalarına askeri güç yığmaya devam ediyor. Bu temelde de Yunanistan ile askeri antlaşmaları geliştiriyor ve Yunanistan’ı Türkiye’ye karşı kışkırtmayı da ihmal etmiyor. Buna karşılık Türkiye tarihinde ilk defa Kürdistan’dan bir askeri gücünü Türkiye’ye taşımak zorunda kaldı. Bu gözardı edilemez çok önemli bir gelişmedir. Türkiye Dersim bölgesinde bulunan 51. Komando Birliğini Aydın’nın Söke ilçesine taşıdı. Bu durum Türkiye’nin içinde bulunduğu ağır durumu da açıkça ortaya koymaktadır.
ÖNEMLİ GELİŞME BİR GÜCÜNÜ DERSİM’DEN ÇEKTİ
Türkiye ne olursa olsun Kürdistan’dan bir askeri güç çekmeye cesaret edemezdi. Bir politika olarak da bu mümkün görülmezdi, çünkü Kürdistan’dan askeri güç çekmek demek bir zafiyet olarak görülür, ötesi yenilgi olarak ele alınırdı. Ama İsrail’in ilerlemesi ve Yunanistan’a sürekli takviye yapmasının ardından Yunanistan Başbakanı’nın Türkiye’ye çok yakın olan Meis Adasına gelip buradan Türkiye’ye meydan okuması Türkiye’yi büyük bir endişeye sevk etmiş gibi gözüküyor. Bunun tezahürü de yukarıda belirttiğimiz gibi Kürdistan’dan bir askeri kuvvet çekilip Türkiye topraklarına yerleştiriliyor. Bu ciddi bir eksen değişikliğine de işaret ediyor. Türkiye’nin düşman algısında Yunanistan her zaman vardı fakat ilk sıralarda değildi; bir askeri birliğini Yunanistan’ın kıyısına yerleştirecek kadar olmadığını biliyoruz. Ama bu durum bize gösterdi ki Türkiye Kuşatılmışlık duygusunu daha yakından hissetmeye ve görmeye başladı.
TÜRKİYE MEKKE İTTİFAKINDAN PİŞMAN MI OLDU?
Yine Türkiye İsrail’in olası saldırılarına karşı kalkan olacağına inandığı Mekke İttifakını sorgusuz sualsiz kabul etti fakat bu ittifakın da Türkiye’nin başına bela olacağı antlaşmanın daha bir ayı dolmadan belirmeye başladı. Mekke İttifakı antlaşması imzalandı; ABD bu antlaşmaya çok sevindiğini açıkladı; İsrail çok cılız bir itiraz da bulundu; ilk toplantı İstanbul’da yapılırken Yemen’de bulunan Husi güçleri önce Bab-el Mendep boğazını tamamen ele geçirdi, daha sonra da Suudi devletine açıktan saldırmaya başladı. Ve savaşın yayılma ve derinleşme ihtimali de yüksek görünüyor. Buna paralel olarak Pakistan’a bombalı saldırı gerçekleştirildi. Şimdi bunları üst üste koyunca şu sonuç çıkıyor; Türkiye batıdan kuşatılırken Güney bölgesinden de bir kuşatma hareketiyle karşı karşıyadır. Arabistan’a saldırılar genişlerse Türkiye’de bu savaşa müdahil olmak zorunda kalacak. Tam bu sırada Yunanistan’da bir harekete başlayıp Tarafsız adaları ele geçirmeye çalışır ve Türkiye’yi Ege üzerinden tehdit ederse ne olacak? Türkiye iki cephede savaşmak zorunda mı kalacak? Eğer bu ihtimal doğarsa Türkiye’nin gücü buna yetecek mi? Bizce Türkiye ciddi bir şekilde İsrail tarafından kuşatılıyor ve bu durum ileriki zamanlarda daha da gelişecek gibi duruyor.
KUŞATMA HALİ KIBRIS ÜZERİNDEN DE DEVAM EDİYOR
Bu kuşatma hali Kıbrıs üzerinden de devam ediyor. İsrail Kıbrıs’ın Rum kesiminde yoğun bir şekilde toprak satın alma ve yerleşme faaliyetleri yürütüyor. Ve Türkiye’nin askeri olarak Kıbrıs’ın kuzeyinden çıkması için ciddi bir lobi faaliyetleri yürütüyor. En son Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye’nin Kıbrıs’ı işgal ettiğini ve hemen buradan çekilmesi için tekrar niteliğinde bir karar aldı ve açıkladı. Bu durumun da İsrail ile bağlantılı olduğunu tahmin ediyoruz.
Türkiye kuzey kesimlerinde de sürekli bir saldırı tehdidi altında bulunuyor. Karadeniz’de ticaret için hareket eden Türk menşeli gemiler saldırıya uğruyor. Bu durum Türkiye’nin sadece askeri olarak değil ticari olarak da bir saldırı altında olduğunu bize gösteriyor. Çok fazla gündem olmamasına karşın bu durum da ciddiyetini koruyor. Olası Ukrayna-Rusya savaşının Avrupa’ya yayılma durumunda Türkiye daha fazla ateş altına alınacaktır. Hegemon güçler Türkiye’nin bundan istifade etmesini engellemek amacıyla birçok yola başvuracaktır. Karadeniz bölgesi ilk hedefler içinde olacaktır.
Bütün bunlara ek olarak Rojava’da ciddi olaylar gelişiyor. Önce askeri birliklere bağlı bir şervanın HTŞ eliyle kaçırılması ve işkence ile şehit edilmesi, daha sonra Kobane’de bir hapishanede yangın çıkarılması ve tutsakların şehit edilmesi, Qamışlo-Heseke yolu üzerinde Asayiş güçlerine saldırıların olması sonucu güvenlik güçlerinin şehit düşürülmesi olaylarının birbirini ardına gelişmesi bazı soru işaretlerini doğurdu. Tam Demokratik Entegrasyonun devam ettiği, QSD’nin kendini fesih etmesi ve Siyasi gelişmelerin yaşandığı bir süreçte, Suriye’nin sorunlarının aksakta olsa çözüme doğru ulaşmaya çalışıldığı bir aralıkta bu “saldırıların gelişmesi” kimin işine yarar sorusunu aklına getiriyor. Burada ilk akla gelen İsrail devletidir. Çünkü İsrail birleşmiş ve sorunlarını çözmüş bir Suriye’yi asla istemez.
Savaşın ve çatışmaların durduğu bir Suriye bölgeye de örnek teşkil etme potansiyeli de taşımaktadır. Yine ABD’nin de ön ayak olduğu Kürtlerin Suriye yönetiminde yer alması ilk başta İsrail’i rahatsız etmiş gibi gözüküyor. HTŞ eliyle gerçekleştirilen bu saldırılarda İsrail’in parmağının olduğu şüphelerini doğuruyor. Suriye’de Kürtler ve HTŞ arasında gerçekleşecek bir çatışma ortamının Bakur Kürdistan’ında devam eden çözüm sürecine etkisi olumsuz olacaktır. İsrail’in çözüm Sürecine karşı olduğunu da biliyoruz. İsrail bu anlamda Suriye Üzerinden yeniden bir komployu geliştirip devreye sokabilir. Bu hem Kürtlere zarar verirken, Çözüm Sürecinin bittiği bir Türkiye için de büyük zarar verecektir. Savaş alanı genişleyecektir. Türkiye birçok cephede sıcak savaşla karşı karşıya kalacaktır. Hem dışarıdan tehditlerle uğraşırken bir de üstüne iç savaşla uğraşmak zorunda kalacaktır. Bu durum en fazla İsrail’in işine gelecektir. Türkiye’nin Ortadoğu sahasından çekilmesi İsrail’in Ortadoğu’da Hegemon olma çabalarını kolaylaştıracaktır. Tabi bu Türkiye’nin daha fazla zayıflamasına sebep olurken fiili yıkılışı fiziki bir duruma evirilecektir.
Sonuç olarak Türkiye birçok alanda ciddi bir kuşatılmışlık haliyle karşı karşıyadır. Zayıflayan ve tehditlerle baş başa kalan Türkiye’nin daha fazla taviz vermesine yol açacaktır. Bunu demokratik güçler olumlu yönde değerlendirebilirse ciddi bir örgütlenme imkânı yaratır; Türkiye’nin Demokratikleşme adımlarını hızlandırabilir. Yukarı da sıraladığımız olay ve olgular Türkiye’nin yıkımla karşı karşıya kaldığını bize daha net göstermektedir. Bunu sık sık tekrarladığımızın farkındayız. Fakat elimizdeki veriler Türkiye’nin Osmanlı’nın yaşadığı olaylara benzer olaylar yaşadığını gösteriyor. İttihat Terakki’nin milliyetçi bir şekle evrilmesi, bu maksatla birinci dünya savaşına girmesi ve hemen ardından parçalanma durumu; bugün Türkiye’nin yaşadığı olaylarla benzerlikler gösteriyor. Tarih tekrar edecektir demiyoruz ama bir tekerrürün yaşandığını inkâr edemeyiz. Burada sonuç gerçek anlamda demokratikleşmiş bir Türkiye de olabilir, eğer bu durum gelişmezse Türkiye parçalanabilir de. İsrail ve ABD için Türkiye’nin önemi eskisi kadar yok; değeri de yok. Aksine gelecek için yapılan planlar için bir engel olarak da görülüyor. İsrail çıkarları için Türkiye’yi ortadan kaldırmaktan çekinmeyecektir. Bu anlamda Türkiye’nin içinde bulunduğu sıkışmışlık hali ileri ki günlerde daha da artacaktır. Bunu görmemek mümkün değildir. Bu süreci Kürtler açısından nasıl yönetileceği sorusu önümüzde duruyor. Bu soruya cevap olarak; Kürtlerin tüm gücünü Bakur’da örgütlenmeye verip, İran’da yaşanacak olası durumları da Bakur’dan desteklemek en iyi cevap gibi geliyor. Bakur Kürdistanı birçok yerin anahtarını açacaktır. Türkiye’nin içinde bulunduğu durum Bakur Kürdistanı’nda muazzam fırsatlar doğuracaktır.
Fırat ALİ
