Suriye’de Danışmanlık Kurumu Ve Etrafındaki Tartışmalar
Mazlum Ebdi, İlham Ehmed ve Newroz Ehmedîn içinde yer aldığı Rojavalı bir heyetin 25 Ağustos 2026 tarihinde Şam’daki Halk Sarayı’nda Ahmet El Şarra ve ekibiyle görüşmesinin ardından sırasıyla SDG’nin feshi, Mazlum Ebdi’nin 27 Ağustos 2026 tarihinde yayımlanan 164 sayılı kararname ile Cumhurbaşkanı Başdanışmanı olarak atanması ve ardından Kürtçe dilinin haftada üç saat olarak eğitimde kabul edilmesi gelişti.
Bunun üzerine Mazlum Ebdî’nin Cumhurbaşkanı Şara’nın danışmanı olmasını eleştiren, Mazlum Ebdi’nin temsil ettiği kimlik açısından pozisyonunun bu şekilde olmaması gerektiğini dile getiren bir kesim ile artık bu danışmanlık sıfatı ile Kürtlerin Suriye’de devlet içerisinde temsiliyetlerinin resmileştiğini savunan diğer bir kesimin iddia ve tartışmaları gündemdeki yerini koruyor.
Rojava’daki kazanımları hedef alan ve genel olarak Kürt halk Önderliğine ve Hareketine saldırı amaçlı kötü niyetli örgütlü güruhların hezeyanları ve oluşturmak istedikleri algı dışında mevcut duruma anlam vermeye çalışan iyi niyetli belli bir kesimin tartışma ve araştırma arayışında olduğu görülüyor. Suriye’de Cumhurbaşkanı Danışmanlığının ne anlama geldiğini, Rojava’da bunun nasıl algılandığını objektif bir bakış açısıyla görmek bu tartışmada doğru konum sahibi olmak açısından önemlidir.
13 Mart 2025’te Ahmet El Şarra tarafından imzalanan 53 maddelik garip bir beyanname Suriye’nin 5 yıllık geçici anayasası olarak kabul edildi. İslam hukukunun temel kaynak olarak kabul edildiği ve Cumhurbaşkanına yüksek yetkilerin verildiği bu beyannamenin 2030 yılına kadar Suriye’nin anayasası olarak kabul görmesi kararlaştırıldı. Her ne kadar bu anayasa ve İslam hukukunda Cumhurbaşkanı danışmanının yetkileri tam olarak belirlenmemişse de geçmiş teamüllerden hareketle de facto bir konum ortaya çıkıyor. Yani özetle mevcut anayasada bu görevin sınırlarını belirleyen veya tanımlayan bir metin yok.
Mazlum Ebdî’nin Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara tarafından Cumhurbaşkanlığı danışmanı olarak atanması, ilk bakışta bir devlet başkanının kendisine bir danışman seçmesinden ibaret görülebilir. Nitekim bugün “danışman” kelimesi çoğu zaman karar alma yetkisi sınırlı, hükümdarın veya devlet başkanının görüşlerine başvurduğu bir görevliyi çağrıştırmaktadır. Bu nedenle de “Mazlum Ebdî artık Şara’nın danışmanıdır” cümlesinden hareketle bunun Kürtler açısından büyük bir siyasal kazanım olduğunu söylemek de, tam tersine “Kürt hareketinin Şam tarafından teslim alındığının göstergesidir” demek de aynı ölçüde eksik bir okuma olacaktır. Olaya yalnızca teknik bilgi aktaran bir memuriyet olarak bakmak elbette algının kapasitesini daraltacaktır.
Tarihsel olarak bazı hükümdarlar farklı güç odaklarını sistem içerisinde tutabilmek ve kendilerine kapalı olan bir alandan bilgi ve siyasal perspektif edinebilmek için farklı kimliklerden, geleneklerden ve siyasal çevrelerden insanları yönetim mekanizmasının içerisine aldılar. Yine bundan hareketle yenişmelerin olmadığı savaşlardan sonra veya ittifak arayışlarında da muhaliflerin devlete dahil edildiği sistem örnekleri bolca sayılabilir. Ve bununla bağlantılı olarak Aristo’dan Nizamülmülk’e kadar devlet politikasında belirleyici olan birçok ‘danışman’ örneği verilebilir. Ama günümüz bölgesinde ve bölgenin realitesinde bu konumun ifade edeceği anlamı daha geniş açıdan görmek durumundayız.
Bu nedenle Mazlum Ebdî meselesine yalnızca “danışmanlık” kelimesinin sözlük anlamı üzerinden bakmak doğru değildir. Bölge şartları, sosyolojik ve stratejik realite ve siyasal dengelerin gözetilerek geliştirileceği bir değerlendirme daha doğru bir sonuca götürecektir. Mazlum Ebdî sıradan bir danışman değildir. Mazlum Ebdî Şam’a dışarıdan gelen sıradan bir bürokrat da değildir.
Elbette iki farklı okumanın da kendilerince haklı olduğu noktalar var. Bundan dolayı bugün Rojava’da ve Kürt kamuoyunda ortaya çıkan tartışmayı yalnızca “iyi niyetliler ve kötü niyetliler” şeklinde ayırmak sağlıklı değildir.
Mesele unvan değil, muhataplık ve varlık meselesidir. Mazlum Ebdî’nin atanmasının en önemli yönü belki de danışmanlık makamının kendisinden ziyade Kürt meselesinin Şam’da kimlerin üzerinden konuşulacağı sorusudur. Çünkü bir devletin bir kişiyi tanıması ile o kişinin temsil ettiği siyasal-toplumsal gerçekliği tanıması aynı şey değildir.
Mazlum Ebdî yalnızca “Şara’nın danışmanı” olarak mı kalacaktır yoksa Kürt meselesi, Rojava’nın geleceği, yerel yönetimler, güvenlik, dil, eğitim, kültürel haklar ve Kürtlerin devlet kurumlarındaki konumu gibi başlıklarda Kürtlerin muhatabı olarak mı işlev görecektir? Elbette planlandığı gibi İkinci ihtimalin yaşam bulması durumunda danışmanlık makamının siyasal anlamı unvanının çok ötesine geçer.
Bu durumda devlet, Kürt meselesini artık yalnızca güvenlik bürokrasisinin konusu olarak değil, Cumhurbaşkanlığı düzeyinde doğrudan temas kurulması gereken bir siyasal mesele olarak ele almış olur. Bu açıdan bakıldığında Mazlum Ebdî’nin şahsında bir kişinin değil, bir tarihsel mücadelenin ve onun temsil ettiği toplumsal gerçekliğin Şam’daki devlet mekanizmasına taşınması söz konusu olabilir.
Bir de meseleyi sadece Mazlum Ebdî’nin danışmanlığına indirgemek de eksik bir bakış açısı oluşturacaktır. Çünkü Kürtler entegrasyonda sadece Mazlum Ebdi ile sınırlı kalan bir dahliyet göstermedi. Askeri alanda özgünlüklerini koruyarak ve askeri komutanlarını belirleyerek de bir dahiliyet gösterdi. Ayrıca asyiş, YPJ ve daha birçok konuda olumlu gelişmeler görülürken eğitim, yargı gibi konular da müzakere edilmeye devam ediliyor. Kürtçe dilinin haftalık 3 saatle sınırlı tutulması her ne kadar dilin ulusal düzeyde tanınmasını barındırıyorsa da Kürdistani özgünlük açısından yaterli görülen bir konu değildir.
Sonuç olarak tüm bunlardan hareketle önümüzdeki süreçte Rojava’da Kürtlerin siyasi olarak yoğun bir mücadele temposuyla Demokratik Entegrasyon tartışmalarını tırmandırarak gündemde tutacakları görülüyor.
Roger ROJIYAN
