ABD–İsrail eksenli yeni bölgesel dizayn, İran’ın zayıflayan rejimi, NATO’nun devreye girişi, HTŞ’nin Suriye’de iktidara taşınması, Rojava’ya yönelik müdahaleler, Irak ve Şengal’deki yeniden yapılanma ve Türkiye’de İmralı merkezli müzakere süreci… Ortadoğu hem askeri hem siyasal hem de toplumsal düzeyde tarihsel bir dönüşüm eşiğinde. Bu analiz, bölgedeki güç savaşlarını, halk dinamiklerini ve demokratik ulus paradigmasının geleceğini bütünlüklü bir çerçevede ele alıyor.

BÖLGESEL DİZAYNIN YENİ EVRESİ: HEGEMONYA MÜCADELESİ VE KIRILAN DENGELER

Ortadoğu’da her gün yeni dengeler kuruluyor, eski ittifaklar çözülüyor. ABD ve İngiltere’nin başını çektiği uluslararası güçler, bölgeyi yeniden dizayn etme stratejisini kararlılıkla yürütüyor. Buna karşılık Çin ve Rusya kendi jeopolitik ajandalarını devreye sokuyor.

Bu süreç, 3. Dünya Savaşı niteliğindeki bölgesel çatışmaların çok katmanlı bir karakter kazandığını gösteriyor. Güçler bir yerde çatışırken başka bir yerde ortak çıkarlar etrafında birleşebiliyor. İsrail bölge hegemonu olma stratejisini derinleştirirken, Türkiye ve İran eski hegemonik pozisyonlarını koruma çabasında.

NATO TOPLANTISI: ABD-İRAN SAVAŞINDA DÖNÜM NOKTASI

Ankara’da yapılan NATO toplantısı, ABD–İran çatışmasının en kritik döneminde gerçekleşti. Trump yönetimi, İran’ın bazı gemilere saldırdığını ileri sürerek ateşkesi sonlandırdı ve savaşın yeni evresini başlattı.

ABD ve İsrail, NATO desteği olmadan İran’a yönelmişti. Bu durum, ABD’nin savaşta haksız olduğu algısını güçlendirdi ve İran’a beklenenden fazla direnme imkânı sundu. İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatma hamlesi, dünya enerji tedarikini tehdit ederek küresel güçleri zor durumda bıraktı.

Avrupa’nın NATO üzerinden ABD yanında konumlanması, İran’ın direncini daha da zayıflattı. Rejimin uzun süre dayanamayacağı ve iki olasılığın öne çıktığı görülüyor:

Rejim içinden bir alternatif çıkarak İran küresel kapitalizme entegre olur. Ya da rejim değişir ve yeni bir siyasal yönetim ortaya çıkar. Her iki senaryoda da halk dinamikleri belirleyici olacaktır.

İRAN HALKLARININ DİRENİŞİ: JIN JIYAN AZADÎ’DEN DEMOKRATİK DEVRİM KÜLTÜRÜNE

İran halkları, on yıllardır rejimin değişmesini talep ediyor. Jin Jiyan Azadî serhıldanları rejimi en temel noktadan sarstı. 2025–2026 serhıldanları kanla bastırılsa da demokrasi kültürünü derinleştirdi. İran devleti baskı ve idamlarla toplumsal değişim talebini bastıramadı.

İran’ın yürüttüğü savaş antiemperyalist bir savaş değildir; çünkü halk desteğine dayanmayan hiçbir güç antiemperyalist mücadele yürütemez.

Kürtler, olası bir siyasal dönüşümde en etkili demokratik güç olarak öne çıkacaktır. Kürt halkının örgütlü yapısı, demokratik siyasal mücadelede belirleyici rol oynayacaktır.

SURİYE’DE YENİ DİZAYN: HTŞ’NİN İKTİDARA TAŞINMASI VE ROJAVA’YA MÜDAHALE

ABD–İsrail ekseni, Suriye’de HTŞ’yi iktidara taşıyarak İran’ın etkisini kırmayı hedefledi. Bu hamle aynı zamanda Hamas ve Hizbullah’ın tasfiyesine yönelik bölgesel stratejinin parçası oldu.

Rojava ve Kuzey-Doğu Suriye’de kadın özgürlükçü demokratik ulus paradigmasına dayalı sistem, bu dizaynın hedefi haline geldi. Halkların kardeşliğine dayalı demokratik model, ABD–İsrail ekseni için tehlikeli görüldü; bunun yerine Colani’nin kravatlı HTŞ modeli tercih edildi.

6 Şubat’ta Halep’te başlayan saldırı, demokratik ulus paradigmasına yönelmiş bir müdahaledir. Rojava Devrimi Arap halkının yaşadığı topraklardan koparılarak Kürtlerin yoğun yaşadığı alanlara sıkıştırılmak istendi.

Zira Türkiye ve Şam’ın Kürt karşıtı politikaların en belirgin nedeni demokratikleşme korkusu olduğu görüldü.  Bundan kaynaklı Türkiye, Kürtlerin kazanımlarının kalıcılaşacağı her gelişmeyi kendi politikası açısından tehlikeli gördü. Türkiye, Kürtler yararlanır diye her demokratik gelişmeye karşı çıktı. Şam iktidarı da aynı zihniyetle demokratikleşmeye karşı durdu.

Bu gerçeklik şunu ortaya koyuyor:

Demokratik ulus anlayışının geliştiği her yerde Kürtler ve tüm halklar varlıklarını güvenceye alır; ulus-devletçi sistemlerde ise Kürtlerin varlığı tehlikeye girer. Kürtler, Ortadoğu’da demokratikleşmenin ve kadın özgürlüğünün öncü gücüdür. Bu rol, 21. yüzyılı Kürt yüzyılı yapabilecek tarihsel bir fırsattır.

IRAK’TA DEMOKRATİK BİRLİK SORUNU: BAŞUR’UN KAYBEDİLEN GÜCÜ

Kürtler Irak’ta demokratikleşme doğrultusunda bir programa sahip olsalardı, Irak’ın en etkili gücü haline gelebilirlerdi. Bağımsızlık referandumunda kaybedilen alanlar korunabilirdi.

Ancak iki temel sorun öne çıkıyor: Demokratik birlik anlayışının geliştirilememesi ve 19–20. yüzyılın merkeziyetçi ulusal birlik modelinde ısrar edilmesi.

Kürtlerin şu anda Irak’ta sıkıntı yaşamaları demokratikleşme doğrultusunda bir anlayışa ve programa sahip olmamalarıdır. Kürtlerin Irak’ta yaşadığı bir sıkıntı da demokratik birlik anlayışını geliştirmemeleridir. Bir kesim illa da benim hakimiyetim esas olmalı diyor. Farklı bölgelerin yerel demokrasisini kabul etmiyor. 19. ve 20. yüzyıldaki ulusal birlik anlayışıyla merkeziyetçi bir yönetim yaratmak isteniyor. Bu, demokrasiyi reddeden bir anlayıştır. Halbuki yerel demokrasiye dayalı demokratik birlik Başurê Kürdistan’da Kürtleri güçlendirir. Demokratik birlik yerine bana boyun eğilmeli dendiği için Kürt birliği ve Kürdün gücü açığa çıkarılamıyor. Kürdün gücü en iyi demokrasiyle açığa çıkarılır, yerel demokrasi ile açığa çıkarılır. 19. ve 20. yüzyılın ulusal birlik anlayışı bırakılmalı. Bunda ısrar Kürtleri güçlendirmiyor. Kürdistan’ın tüm parçalarında birlik anlayışını demokratik birlik temelinde ele almak gerekir.

Yerel demokrasiye dayalı demokratik birlik, Başurê Kürdistan’ı güçlendirecek tek modeldir.

ŞENGAL: ÊZÎDÎ HALKININ DEMOKRATİK ENTEGRASYON ARAYIŞI

Irak’ta tüm silahlı güçlerin orduya entegre edilmesi tartışmaları sürerken, Türkiye ve KDP bu süreci gerekçe göstererek Şengal’deki Ezidi özsavunma güçlerinin tasfiyesini dayatıyor.

Ezidiler ise fermanın 12. yıl dönümünde edindikleri deneyime dayanarak Irak devletiyle demokratik bir entegrasyon arayışında. Yerel demokrasi ve özyönetim temelinde bir çözüm mümkündür; ancak dış müdahaleler bu süreci zorlaştırmaktadır.

BARIŞ VE DEMOKRATİK TOPLUM SÜRECİ: İMRALI GÖRÜŞMELERİN KALDIRAÇ ETKİSİ

Türkiye’de Önder Apo öncülüğünde gelişen süreç iki yılını geride bırakıyor. Bu uzun süre çatışmasızlık ortamında geçti. Temel amaç demokratik siyasal mücadele ortamına kavuşmaktı.

20 Temmuz İmralı görüşmesi, süreçte kaldıraç rolü oynadı. Çerçeve yasa başta olmak üzere birçok konuda netleşme ihtiyacı ortaya çıktı. Ancak AKP taslağı gizli tutarak süreci dar bir çerçeveye sıkıştırdı ve müzakere ruhuna uygun olmayan bir dil benimsedi.

Özgürlük Hareketi, sürecin ilerletilmesi konusunda hassas davranırken, taslağın yalnızca silahsızlanmaya odaklanması ve Önder Apo’nun koşullarının siyasal-hukuksal bir netliğe kavuşturulmaması eleştirildi.

Barış ve demokratik toplum süreci yalnızca Kürtleri değil, Türkiye’deki tüm halkları ve demokrasi güçlerini ilgilendiriyor. Kürt sorununun çözümsüzlüğü Türkiye genelinde ağır sonuçlar yaratıyor.

Ancak Türkiye’de sol ve demokrasi güçleri bu sürece gereken duyarlılığı göstermiyor. AKP karşıtlığı, sürece dair inançsızlık yaratıyor. “Bu iktidarla mı çözüm olur?” yaklaşımı, sorumluluğu devlete havale ediyor. Pratik destek verilmediği için süreç yalnızlaştırılıyor.

Kürt demokratik güçlerinin de bu konuda sorumluluğu var. Türkiye demokrasi güçlerini yalnızca destekçi olarak görmek yerine, demokratik cumhuriyet stratejisinin asli ortakları olarak ele almak gerekiyor.

DEMOKRATİK CUMHURİYET PROJESİ: TÜRKİYE VE KÜRDİSTAN İÇİN YENİ SİYASİ MODEL

Rêber Apo sık sık demokratik cumhuriyet için demokratik entegrasyondan söz ediyor. DEM Parti’nin Demokratik Cumhuriyet Partisi’ne dönüşmesi önerisi, Türkiye’nin demokrasi güçleriyle Kürt demokratik güçlerini ortak bir siyasi programda buluşturmayı hedefliyor.

Bu model:

Türkiye’nin 100 yıllık Kürt politikasını aşmayı, Türk–Kürt kardeşliğini demokratik entegrasyonla kurmayı, Türkiye’de demokratik devrimi gerçekleştirmeyi, Kürt sorununun kalıcı demokratik çözümünü sağlamayı, Kürdistan’ın dört parçasında özgürlük ve demokrasi çözümünün önünü açmayı amaçlıyor.

İMRALI-DEVLET MÜZAKERESİ: GİZLİ TASLAK, HASSASİYETLER VE ÇIKMAZLAR

24 Mayıs’tan sonra iki ay boyunca Rêber Apo ile görüşme yapılmadı. Bu süre boyunca İmralı ile devlet adına AKP-MHP iktidarı arasında yoğun bir siyasal mücadele ve müzakere yürütüldü.

20 Temmuz’daki 5 saatlik görüşme, temel konularda bir mutabakat sağlandığını gösterdi. Ancak AKP taslağı gizli tutarak süreci tek taraflı belirleme eğilimine girdi.

Özgürlük Hareketi, taslağın; karşıtlaştırıcı bir dil içerdiğini, süreci yalnızca silahsızlanmaya indirgediğini, Önder Apo’nun koşullarını netleştirmediğini eleştirdi. Rêber Apo’nun fiziki özgürlüğünü hedeflemeyen hiçbir projenin başarılı olamayacağı vurgulandı.

ÇERÇEVE YASANIN İMZALANMASI: TEPKİLER, GERİLİMLER VE SİYASİ YANSIMALAR

Olumlu Tepkiler: Sürecin Açılması ve Tarihsel Bir Fırsat Algısı

Çerçeve yasanın imzalanması, her ne kadar tartışmalı bir içerikle gündeme gelmiş olsa da, Türkiye’de ve bölgede bazı kesimler tarafından tarihsel bir fırsatın kapısını aralayan adım olarak değerlendirildi.

1.Demokratik çözüm ihtimalinin güçlenmesi

Bazı demokrasi çevreleri, yasanın imzalanmasını Türkiye’de ilk kez Kürt sorununun yasal bir zeminde tartışılmasının önünü açan bir gelişme olarak gördü.

Kürt sorununun “güvenlik” kategorisinden çıkıp siyasal ve hukuksal bir çerçeveye taşınması, olumlu bir adım olarak yorumlandı. Çatışmasızlık ortamının kalıcılaşabileceği yönünde ihtiyatlı bir umut doğdu.

2.Rêber Apo’nun müzakere sürecindeki rolünün tanınması

Yasanın imzalanması, devletin Rêber Apo ile yürüttüğü müzakereyi fiilen kabul ettiği anlamına geldiği için, bazı kesimler bunu çözüm sürecinin meşruiyetinin güçlenmesi olarak değerlendirdi. Bu durum, Kürt halkı içinde “sürecin ilerleyebileceği” yönünde temkinli bir iyimserlik yarattı.

Özgürlük Hareketi, yasanın eksiklerine rağmen “başlangıç niteliğinde bir adım” olarak görülmesi gerektiğini belirtti.

3.Türkiye’nin demokratikleşmesi açısından yeni bir kapı

Demokrasi güçleri içinde bir kesim, yasanın Türkiye’nin demokratikleşmesi için bir eşik olabileceğini savundu. Kürt sorununun çözümü, Türkiye’deki tüm demokratik dönüşümlerin anahtarı olarak görüldüğünden, bu adımın genel demokratikleşme sürecini tetikleyebileceği ifade edildi.

Olumsuz Tepkiler: Gizlilik, Dil Sorunu ve Tek Taraflı Dayatma Eleştirileri

Çerçeve yasanın imzalanması aynı zamanda ciddi eleştirileri de beraberinde getirdi. Bu eleştiriler hem Kürt demokratik güçlerinden hem Türkiye’deki sol-demokrasi çevrelerinden hem de uluslararası gözlemcilerden geldi.

1.Taslağın gizli tutulması ve şeffaflık eksikliği

AKP’nin taslağı gizli tutması, hem Özgürlük Hareketi hem de DEM Parti tarafından sert biçimde eleştirildi. Taslağın taraflara iletilmemesi, maddelerin kapalı kapılar ardında hazırlanması, müzakere ruhuna uygun olmayan bir yöntem izlenmesi, sürecin güvenilirliğini zayıflatan unsurlar olarak görüldü.

2.Dilin karşıtlaştırıcı ve güvenlik merkezli olması

Yasanın ilk taslaklarında kullanılan dil, Özgürlük Hareketi tarafından “karşıtlaştırıcı, dar ve güvenlikçi” olarak değerlendirildi. Taslak, süreci yalnızca silahsızlanma eksenine sıkıştırıyor, demokratik siyasal mücadele alanını genişletmiyor, Kürt halkının siyasal statüsüne dair hiçbir netlik sunmuyordu. Bu nedenle taslak, “20 Temmuz görüşmesinin ruhuna aykırı” olarak nitelendirildi.

3.Rêber Apo’nun koşullarına dair netlik olmaması

En sert eleştiri, taslakta Önder Apo’nun koşullarının siyasal ve hukuksal bir statüye kavuşturulmaması oldu. Özgürlük Hareketi, Rêber Apo’nun fiziki özgürlüğünü hedeflemeyen hiçbir projenin başarılı olamayacağını vurguladı. Bu eksiklik, taslağın “eksik, dar ve çözüm perspektifinden uzak” olduğu yönünde değerlendirmelere yol açtı.

4.Türkiye solunun pasif tutumu

Türkiye’deki sol ve demokrasi güçlerinin sürece aktif katılmaması, hem Kürt demokratik çevreleri hem de bazı bağımsız gözlemciler tarafından eleştirildi. AKP karşıtlığı nedeniyle sürece inançsız yaklaşılması, “Bu iktidarla çözüm olmaz” söylemiyle sorumluluğun devlete havale edilmesi, pratik bir destek verilmemesi, sürecin toplumsal ayağını zayıflatan unsurlar olarak görüldü.

5.AKP’nin süreci tek taraflı belirleme eğilimi

AKP’nin taslağı kendi politik çıkarları doğrultusunda şekillendirmeye çalışması, müzakere sürecini daraltan bir faktör oldu. Taslak, devletin kendi pozisyonunu güçlendirmeye odaklanıyor, Kürt halkının demokratik taleplerini karşılamıyor, müzakereyi “devletin belirlediği sınırlar içinde” tutmaya çalışıyordu.

SÜRECİN İLERLEMESİ ÖNDER APO’NUN ROLÜNE BAĞLI

Özgürlük Hareketi, sürecin ancak Rêber Apo tarafından yürütülmesi halinde pratik sonuçlar doğuracağını belirtti.

Bu nedenle: Rêber Apo’nun özgürlüğü, Siyasal statüsünün netleşmesi, müzakere koşullarının iyileştirilmesi, sürecin ilerlemesi için temel şartlar olarak görülüyor.

Taslağın meclise taşınması ve diğer siyasi partilerle tartışılması, sürecin genişlemesi açısından kritik bir aşama. Ancak AKP’nin taslağı gizli tutması bu aşamayı belirsizleştiriyor.

Tüm bunlara rağmen  Rêber Apo’nun demokratik cumhuriyet projesi, çerçeve yasa tartışmalarıyla birlikte daha görünür hale geldi. Bu model, Türkiye’deki demokrasi güçleriyle Kürt demokratik güçlerini ortak bir siyasal programda buluşturmayı hedefliyor.

SONUÇ: ORTADOĞU’DA TARİHSEL DÖNÜŞÜMÜN EŞİĞİ

Ortadoğu, askeri, siyasi ve toplumsal düzeyde tarihsel bir kırılma eşiğinde:

İran rejimi zayıflıyor, NATO dengeleri değiştiriyor, HTŞ üzerinden Suriye yeniden dizayn ediliyor, Rojava’ya müdahale demokratik ulus paradigmasını hedef alıyor, Kürt halkı bölgenin demokratik öncü gücü olarak yükseliyor, Irak ve Şengal’de demokratik modeller tartışılıyor, Türkiye’de barış ve demokratik toplum süreci yeni bir eşikte, Demokratik cumhuriyet projesi Türkiye ve Kürdistan için yeni bir siyasal model sunuyor.

Bu süreç, devletlerin değil halkların belirleyici olduğu yeni bir Ortadoğu gerçeğini ortaya çıkarıyor.

EDİTÖRDEN

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

Tags:

No responses yet

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Latest Comments