İMRALI’DA KUŞATILAN İRADE: PROMETHEUS’UN ATEŞİ VE ÇANKAYA’NIN GÖLGESİ
İMRALI’NIN SESSİZLİĞİ: TARİHİN KALBİNDEKİ ÇIĞLIK
İmralı, bir ada değildir. İmralı, bir halkın kendi iradesini sınayan bir laboratuvardır. Bir hücre değil; bir tarih aynasıdır. O aynada 27 yıldır tek bir yüz duruyor: Abdullah Öcalan’ın yüzü.
Bu yüz, yalnızlığın değil; direnişin yüzüdür. Bu yüz, zincirin değil; iradenin yüzüdür. Bu yüz, bir halkın kendisiyle yüzleşmesini bekleyen bir sessizliğin içinden bakıyor.
Kürt halkı yüzyıllardır soykırımların, katliamların, sürgünlerin, inkârın karanlığında yürürken, o karanlığın en keskin anlarında ateşi taşıyan hep Öcalan oldu. Ateşin bedeli ağırdı; Prometheus gibi zincirlendi. Ama ateş sönmedi.
PROMETHEUS’UN ADA HALİ
Prometheus kayaya vurulmuştu; Öcalan adaya vuruldu. Prometheus’un etrafını tanrılar kuşatmıştı; Öcalan’ın etrafını devlet ve halkın irade eksikliği kuşatıyor.
Prometheus’un ciğeri her gün yeniden sökülüyordu; Öcalan’ın sesi her gün yeniden susturuluyor. Ama ateş yine de taşınıyor. Ateş, bir halkın özgürlük fikridir. Ateş, bir halkın kendi kendine verdiği sözdür. Ateş, bir halkın kendi önderine borcudur.
ÇANKAYA’DAN İMRALI’YA: TARİHSEL KUŞATMANIN İKİ YÜZÜ
Mustafa Kemal Atatürk, Çankaya Köşkü’nde yalnız değildi; ama kuşatılmıştı. Etrafında duranlar, onun yükünü hafifletmek yerine kendi çıkarlarını korumak için o yükü ağırlaştırdılar. Çankaya, bir iktidar mekânı olduğu kadar bir kuşatma mekânıydı.
Bu kuşatmanın en keskin figürlerinden biri Topal Osman’dı. Topal Osman, Cumhuriyet’in ilk yıllarında Atatürk’ün etrafında hem koruyucu hem de gölge bir güç olarak konumlandı. Onun varlığı, Çankaya’nın duvarlarında bir milis gölgesi, bir sadakat ile kontrol arasındaki ince çizgi, bir güç odağı yarattı. Topal Osman’ın rolü, Atatürk’ün etrafındaki kuşatmanın yalnızca bürokratik değil; aynı zamanda paramiliter bir karakter taşıdığını gösteriyordu.
Topal Osman’ın Çankaya’daki varlığı, Atatürk’ün etrafındaki kuşatmanın bir devlet içi güç rekabeti, bir sadakat sınaması, bir yalnızlaştırma mekanizması olduğunu açıkça ortaya koydu.
Bugün aynı tarihsel kuşatma, daha sert bir biçimde İmralı’da yaşanıyor.
Atatürk Çankaya’da kuşatıldıysa, Öcalan İmralı’da kuşatılmıştır. Ama Öcalan’ın kuşatılması daha derindir, daha sessizdir, daha mutlak bir tecrittir. Atatürk’ün etrafındaki kuşatma devlet içi güç odaklarının rekabetiydi; Öcalan’ın etrafındaki kuşatma ise hem devletin tecrit politikası hem de Kürt halkının birlik eksikliğidir.
Çankaya’nın duvarları siyasetin gürültüsüyle doluydu; İmralı’nın duvarları ise mutlak sessizlikle.
Çankaya’da Atatürk’ün etrafı kalabalıktı; İmralı’da Öcalan’ın etrafı boşlukla çevrili.
Bu boşluk, bir halkın kendi önderine karşı geliştirdiği çelişkili tutumun en keskin halidir.
SEVGİ VAR, İRADE YOK
Kürt halkı Öcalan’ı seviyor. Ama sevgi, siyasal irade değildir. Sevgi, özgürlük getirmez. Sevgi, zinciri kırmaz.
Semboller güçlüdür; sloganlar gürdür; bağlılık yüksektir. Ama pratik sahiplenme zayıftır. Birlik eksiktir. Siyasal irade dağınıktır.
Öcalan halkı için her şeyi yaptı; halk ise Öcalan’ın yükünü hafifletmek için gereken siyasal birlik ve tarihsel kararlılığı göstermedi.
Eksik olan halk değil, yöneticiler, örgütler ve kurumlardır. Eksik olan, halkın iradesini örgütleyemeyenlerdir. Eksik olan, halkın sevgisini stratejiye dönüştüremeyenlerdir. Eksik olan, halkın bağlılığını siyasal güce çeviremeyenlerdir. Eksik olan, ateşi taşıyanın yükünü hafifletmek yerine ağırlaştıranlardır.
Bu yalnızlaştırma, bir halkın kendi önderine karşı geliştirdiği en sert paradokstur: Sevgi var, ama sahiplenme yok. Bağlılık var, ama irade yok. Sembol var, ama strateji yok.
ATEŞİ YENİDEN TAŞIMAK
Bu metin bir manifesto değil; bir çağrıdır. Bir halkın kendi tarihsel önderine karşı sorumluluğunu yeniden hatırlatma çağrısıdır.
Öcalan’ın özgürlüğü hukuki bir mesele değildir. Bu, bir halkın kendi iradesini yeniden kurma meselesidir. Bu, bir halkın kendi tarihsel liderine karşı borcunu ödeme meselesidir. Bu, bir halkın kendi ateşini yeniden taşıma meselesidir.
İmralı’nın sessizliği bir hücre değil; bir sınavdır. Bu sınav, bir halkın kendi tarihsel yükümlülüğünü yerine getirip getirmediğini gösterir.
ATEŞİN HÂLÂ YANMASI BİR MUCİZE DEĞİL, BİR İRADE
Abdullah Öcalan’ın İmralı’da geçirdiği 27 yıl, bir liderin yalnızlaştırılmasının değil; bir halkın kendi tarihsel sorumluluğuyla yüzleşmesinin hikâyesidir.
Çankaya’da Atatürk nasıl kuşatıldıysa, İmralı’da Öcalan da kuşatılmıştır.
Prometheus nasıl zincirlendiyse, Öcalan da zincirlenmiştir.
Ama ateş hâlâ yanıyor. Ateş hâlâ taşınıyor. Ateş hâlâ bir halkın içindedir.
Ve ateş, ancak halkın iradesiyle özgürleşir.
Jiyan MUNZUR
