Leyla GÜVEN Daha Tutuklu Haberiniz Varmı.
Leyla Güven’in tutuklanması ve özel psikolojik savaş politikası
Son yılların en aktif özgürlük mücadelecilerinden biri olan Leyla Güven, AKP-MHP iktidarı tarafından yeniden tutuklanmış ve hakkında 22 yıl 3 aya varan hapis cezası verilmiştir. Aradan geçen yıllara rağmen Güven’in tutukluluğu, yalnızca bir siyasetçinin özgürlüğünden mahrum bırakılması olarak değil, Türkiye’de demokratik siyasete, kadın özgürlük mücadelesine ve Kürt halkının siyasi iradesine yönelik politikaların bir parçası olarak tartışılmaya devam etmektedir.
Leyla Güven geçmişte belediye eş başkanlığı ve milletvekilliği yapmış bir siyasetçidir. Tutuklandığı dönemde Demokratik Toplum Kongresi eş başkanlığı görevini yürütmekteydi. Kadın özgürlük mücadelesi ile Kürt halkının özgürlük mücadelesi içinde aktif ve etkili bir çalışma yürütmüştür. İnsanlarla ilişki kurma konusundaki yeteneği, mücadeledeki kararlılığı ve direngen kişiliğiyle öne çıkmıştır.
Güven, 7 Kasım 2018’de başlattığı ve yaklaşık 200 gün sürdüren açlık greviyle de kamuoyunun gündemine gelmiştir. Bu eylem, tecride ve demokratik hakların engellenmesine karşı yürütülen mücadelenin önemli aşamalarından biri olmuştur. Açlık grevi boyunca sağlığı ciddi biçimde bozulan Güven, birçok kez yaşam sınırına yaklaşmasına rağmen mücadelesini sürdürmüştür. Bu yönüyle o, yalnızca bir siyasetçi değil, özgürlük ve demokrasi mücadelesinde bedel ödemeyi göze alan bir direniş kişiliğidir.
Leyla Güven’in tutuklanmasının ardından farklı çevrelerden ciddi tepkiler gelmiş, AKP-MHP iktidarı kınanarak derhal serbest bırakılması istenmiştir. Özellikle kadınlar, Güven’in kendi iradeleri olduğunu belirtmiş ve onun yürüttüğü özgürlük mücadelesini daha da büyüteceklerini ifade etmişlerdir. Türkiye dışındaki devrimci, demokratik ve insan hakları çevrelerinden de tutuklamaya yönelik tepkiler yükselmiştir.
Leyla Güven neden tutuklandı?
2026 yılına gelindiğinde Leyla Güven’in tutuklanması ve hakkında verilen ağır hapis cezası, Türkiye’de demokratik siyasetin karşı karşıya olduğu baskı politikalarıyla birlikte değerlendirilmelidir. Kuşkusuz ilk akla gelen cevap, onun özgürlük ve demokrasi mücadelesini engellemek amacıyla tutuklandığıdır. Bu cevap yanlış değildir.
Leyla Güven, sembol düzeyinde etkili bir özgürlük ve demokrasi savunucusudur. Kadınların, Kürt halkının ve demokratik siyaset alanının içinde güçlü bir karşılığı bulunmaktadır. Bu nedenle iktidar açısından onun etkisizleştirilmesi, yalnızca bir kişinin susturulması anlamına gelmemektedir. Aynı zamanda onunla ilişki kuran, onu izleyen ve onun mücadelesinden güç alan toplumsal kesimlerin de etkisizleştirilmesi hedeflenmektedir.
İktidarın uyguladığı yöntem genel olarak aynıdır: Öne çıkan siyasetçileri, gazetecileri, insan hakları savunucularını ve demokratik toplum temsilcilerini tutuklamak; böylece toplumsal muhalefeti öncüsüz, örgütsüz ve etkisiz bırakmak. Tutuklamalar yoluyla yalnızca kişi özgürlüğü kısıtlanmamakta, toplumun tamamına gözdağı verilmek istenmektedir.
2026 itibarıyla Leyla Güven’in durumu, siyasi tutukluların hakları, seçilmişlerin siyasi faaliyet yürütme özgürlüğü, adil yargılanma ilkesi ve kadınların siyasetteki temsili açısından da önem taşımaktadır. Hakkındaki ağır ceza, demokratik siyasetin yargı yoluyla sınırlandırıldığı yönündeki eleştirileri güçlendirmiştir.
Tutuklamanın siyasal anlamı
Baskıcı iktidarlar, öldürerek etkisiz hale getiremedikleri muhalifleri tutuklayarak ve cezaevine koyarak siyasal alandan uzaklaştırmaya çalışırlar. Bununla birlikte hedef yalnızca tutuklanan kişinin faaliyetlerini durdurmak değildir. Aynı zamanda onun çevresinde oluşan toplumsal iradeyi kırmak, insanları korkutmak ve muhalefetin geri kalanını sessizliğe itmek amaçlanır.
Leyla Güven’in tutuklanması da bu politikanın bir parçası olarak ele alınmalıdır. Onun şahsında kadın özgürlük mücadelesine, Kürt halkının siyasi iradesine ve demokratik siyasete mesaj verilmek istenmiştir. “Öne çıkan herkes tutuklanabilir” düşüncesi topluma kabul ettirilerek geniş bir korku atmosferi yaratılmaya çalışılmıştır.
Ancak bu yaklaşımın başka bir boyutu daha vardır. Leyla Güven’in evinin silahlı kişiler tarafından kuşatılması, gözaltına alınma biçimi ve götürülüş görüntülerinin kamuoyuna servis edilmesi, sıradan bir adli işlem gibi değerlendirilemez. Operasyonun görüntülü biçimde kayda alınması ve bu görüntülerin basında dolaşıma sokulması, tutuklamanın aynı zamanda bir propaganda faaliyeti olarak planlandığını göstermektedir.
Görüntülerin yayınlanması ve özel psikolojik savaş
Leyla Güven’in tutuklanma görüntülerinin tesadüfen çekilmediği, planlı biçimde kayda alınıp basına verildiği açıktır. Buradaki amaç, yalnızca Güven’i tutuklamak ve siyasi faaliyetlerini engellemek değildir. Aynı zamanda bu tutuklama üzerinden topluma korku vermek, insanları sindirmek ve başka muhaliflere gözdağı vermektir.
Bu noktada tutuklama, normal bir siyasi baskı yönteminin ötesine geçerek özel psikolojik savaşın parçası haline gelmektedir. Bir kişiyi etkisizleştirmek birinci boyutsa, o kişinin etkisizleştiriliş biçimini topluma göstererek başkalarını da korkutmak ikinci boyuttur.
Bir devrimciyi veya demokrasi savunucusunu ağır yöntemlerle tutuklamak, ona hakaret etmek, onu toplum önünde çaresiz göstermeye çalışmak ve bütün bunları propaganda malzemesine dönüştürmek, özel psikolojik savaş yöntemleridir. Burada hedef tek bir kişi değil, o kişinin temsil ettiği toplumsal iradedir.
Kürt halkına yönelik katliamlar, linçler, işkenceler, ev yakmalar, cenazelerin sürüklenmesi, mezarların tahrip edilmesi, kadınlara yönelik cinsel saldırılar ve hakaretler de aynı mantıkla ele alınmalıdır. Bu uygulamalar yalnızca bireysel saldırılar değildir. Toplumun tamamını korkutmak, sindirmek, çaresiz bırakmak ve teslim almaya zorlamak amacı taşırlar.
Bu politikaya karşı nasıl yaklaşılmalı?
2026 yılında Leyla Güven’in tutuklanması ve cezaevindeki durumu, özel psikolojik savaş politikalarının hâlâ güncel olduğunu göstermektedir. Bu nedenle yurtsever ve demokratik toplumun, iktidarın yaratmak istediği korku atmosferine teslim olmaması gerekir.
Özel psikolojik savaşın yöntemlerini, araçlarını ve amaçlarını doğru kavramak önemlidir. Tutuklama görüntülerinin neden dolaşıma sokulduğu, hangi duyguların yaratılmak istendiği ve toplumun nasıl edilgenleştirilmeye çalışıldığı görülmelidir. Bu farkındalık geliştirilmeden yürütülen mücadele, iktidarın kurduğu psikolojik zeminin etkisi altında kalabilir.
Leyla Güven’in tutuklanması, onun mücadelesini sona erdirmemiştir. Aksine, kadın özgürlük mücadelesi, demokratik siyaset ve Kürt halkının özgürlük arayışı açısından yeni bir dayanışma ve mücadele sorumluluğu ortaya çıkarmıştır. Güven’in kararlılığı, “ama içeride ama dışarıda siyaset yapmaya devam edeceğim” yönündeki iradesinde somutlaşmaktadır.
Bugün yapılması gereken, tutuklama ve baskı görüntülerinin yarattığı korkuya teslim olmamak; siyasi tutukluların özgürlüğünü, adil yargılanma hakkını ve demokratik siyasetin önündeki engellerin kaldırılmasını savunmaktır. Kadınların, gençlerin, emekçilerin ve demokratik toplum güçlerinin kendi iradelerine sahip çıkması, özel psikolojik savaş politikalarını boşa çıkarmanın temel yoludur.
2026’dan 2027’ye ilerlerken Leyla Güven’in şahsında yürütülen mücadele, yalnızca bir kişinin özgürlüğü için verilen mücadele değildir. Bu mücadele, demokratik siyasetin, kadın özgürlüğünün, halkların eşitliğinin ve toplumsal barışın savunulmasıdır. Bu nedenle herkesin kendisini yeniden donatması, örgütlenmesi ve baskı politikalarını boşa çıkaracak demokratik bir iradeyi büyütmesi gerekmektedir.
