30 Yıllıklar: Tahliye Beklerken Tedavi Bekliyorlar
30 Yıllıklar: Tahliye Beklerken Tedavi Bekliyorlar
Temmuz 1996’da Diyarbakır’da tutuklanan Besiye Özer, 30 yıl sonra Gebze Kadın Kapalı Cezaevi’nden tahliye edildi. Baş ve kalp rahatsızlıkları, anemi ve 2017’de geçirdiği rahim ameliyatıyla İHD’nin hasta mahpuslar listesindeydi. Çiçeklerle karşılandı.
Ama Özer istisna. Afyonkarahisar 1 Nolu T Tipi Cezaevi’nde 30 yıldır tutulan İzzethan Aykut’un tahliyesi 16 Eylül’de “iyi halli olmadığı” gerekçesiyle üç ay ertelendi. Kalp yetmezliği, karaciğer yetmezliği, kronik astım, akciğer rahatsızlığı ve vertigo var. Bir kurul üyesi karşı oy kullandı: “Uzun süredir cezaevinde, disiplin cezası yok, yaşı ve sağlık sorunları göz önüne alındığında tahliyesinin engellenmesinin bir katkısı bulunmayacak.” Bir sonraki kurul 18 Aralık.
Elazığ R Tipi Cezaevi’ndeki Mehmet Elçe’nin durumu daha ağır: midesi tamamen alınmış, beyin kanaması geçirmiş, yüzde 93 engelli. “Cezaevinde kalamaz” ve “yaşamını tek başına idame ettiremez” raporlarına rağmen tahliye edilmiyor. Van F Tipi’nde Alzheimer hastası Daveti Tan, ATK’nın “cezaevinde kalamaz” raporuna rağmen tek kişilik hücrede tutuluyor, çocuklarını tanıyamayacak duruma gelmiş, hastaneye düzenli götürülmüyor.
Sayılar
İHD’nin tespitine göre Türkiye’de en az bin 412 hasta mahpus var; 335’i ağır hasta. Bunlardan 230’u tek başına yaşamını sürdüremiyor, 188’i sürekli tıbbi gözetim gerektiriyor. 2025’te 55 mahpus hastalık nedeniyle yaşamını yitirdi. İHD, 628 haftadır her hafta basın açıklaması yapıyor — 19 Eylül’de Sakarya Meydanı’ndaydı.
Tahliye engelleri
İdare ve Gözlem Kurulları, koşullu salıverilme tarihleri gelen mahpusların tahliyesini “iyi halli olmadığı”, “pişmanlık göstermediği” veya “örgütsel tutum sürdürdüğü” gibi soyut gerekçelerle erteliyor. Mersin’de 30 yıllık Mustafa Amutgan’ın tahliyesi dört kez ertelendi; bir kurula “Seni tanımıyoruz, bu nedenle iyi hal raporu veremiyoruz” denildi. Eskişehir’de beş ağır hasta mahpusun tahliyesi aynı gerekçelerle kilitlendi.
Yasal çerçeve ve boşluk
Ağustos’ta kabul edilen “Terörsüz Türkiye” çerçeve yasası, PKK üyeliğiyle ilgili cezaların infazını beş veya on yıl erteleyebiliyor; ilk etapta yaklaşık dört bin hükümlünün tahliyesi bekleniyor. Ama yasa, kasten öldürme ve 2005 öncesi ağırlaştırılmış müebbet cezalarını kapsam dışı tutuyor — Öcalan ve üst düzey yöneticiler dahil. Ve yasa, hasta mahpusların tedaviye erişimini ya da İGK’lerin tahliyeleri engellemesini çözmüyor.
Sağlığa erişim
Hasta mahpuslar tedavi için dilekçe verdiğinde çoğu zaman “personel yok” gerekçesiyle revire sevk edilmiyor; hastaneye götürüldüklerinde ringte saatlerce bekletiliyor. Kelepçeli muayene dayatması da süreci tamamlıyor — birçok mahpus bu muameleyi reddettiği için muayene olamadan dönüyor. TUHAY-DER yöneticisi Hakan Bilekçi, ATK’nın görevini yerine getirmediğini söylüyor: “Bir çözüm sürecinden, barıştan söz ediliyorsa, bunu ilk başta ATK yapmalı.”
Barış süreci 2026’da duraklama evresine girmiş durumda. İHD raporuna göre ortak bir uygulama yol haritası hâlâ yok. Hasta mahpuslar için bu, “yaşam hakkı müzakere konusu olamayacak kadar kutsaldır” diyen hak savunucularına rağmen, ölümle yaşam arasında beklemeye devam etmek demek.

Otuz Yılın Ardından: Hasta Tutsakların Yaşam Hakkı Bekleyemez
Otuz yıl, bir insan ömrünün büyük bir bölümüdür. Cezaevinde geçen bu yıllara yaşlılık, ağır hastalık ve başkasının yardımına ihtiyaç duyma hâli eklendiğinde, tahliye talebi yaşamsal bir aciliyete dönüşür. Hasta tutsakların durumu, toplumun adalet anlayışını ve insan onuruna verdiği değeri sınayan bir meseledir.
İnsan Hakları Derneği’nin Nisan 2025 verilerine göre Türkiye cezaevlerinde tespit edilebilen en az 1.412 hasta mahpus bulunuyordu; bunların 335’i ağır hastaydı. Bu rakamlar belirli bir tarihte ulaşılabilen bilgileri yansıtıyor. Her birinin ardında tedavi bekleyen bir insan, kaygı içinde yaşayan yakınları ve zamanla yarışan bir yaşam var. İHD, 2025 Yılı Hasta Mahpuslar Raporu
Uzun süreli hapis ile ağır hastalık, tahliye tartışmalarında birlikte ele alınması gereken iki önemli başlıktır. İHD, otuz yıl cezaevinde kaldıktan sonra tahliyeleri İdare ve Gözlem Kurulu kararlarıyla ertelenen siyasi mahpusların durumuna da dikkat çekiyor. Her dosyanın hukuki koşulları ayrı değerlendirilmelidir; ancak özgürlüğe kavuşma beklentisinin tekrar tekrar ertelenmesinin insan üzerindeki yükü görmezden gelinemez. Ağır hastalık söz konusu olduğunda bu bekleyişin sonuçları geri döndürülemez olabilir. İHD’nin kuruluş yıl dönümü açıklaması
İnsan hakları örgütlerinin, derneklerin, ailelerin ve avukatların yıllardır sürdürdüğü başvuruların ortak talebi, hasta mahpusların yaşamının korunmasıdır. Hazırlanan raporların, kamuoyuna yapılan açıklamaların ve tahliye taleplerinin karşılığı, zamanında verilen, gerekçeli ve denetlenebilir kararlar olmalıdır. Bir başvurunun kayda alınması, o başvuruda anlatılan tehlikenin giderildiği anlamına gelmez. Hastalık ilerlerken aylarca süren işlemler, insanın tedaviye ulaşabileceği zamanı daraltabilir.
Hasta tutsakların tahliyesi, İmralı görüşmelerine ilişkin kamuoyuna yansıyan anlatımlarda da yer bulmuştur. İHD Ankara Şubesi Eşbaşkanı Ömer Faruk Yazmacı, Haziran 2025’te yayımlanan açıklamasında, Sayın Abdullah Öcalan’ın 2013 yılındaki görüşmelerde hasta mahpusların tahliyesine öncelik verdiğini aktarmıştır.
Bu çağrıları değerlendirirken temel ölçü, kişinin sağlığı ve insan onuru olmalıdır. Yaşamı koruma sorumluluğu, siyasi gelişmelerin takvimine bırakılamaz. Bir mahpusun siyasi kimliği, hakkındaki hüküm veya toplumdaki görüş ayrılıkları, onun hastalığının ciddiyetini azaltmaz.
Bu nedenle ağır hasta mahpusların dosyaları gecikmeden incelenmeli; bağımsız ve bilimsel tıbbi değerlendirmeler karar süreçlerinde etkili olmalıdır. Cezaevinde yaşamını sürdüremeyen kişilerin uygun bakım ve tedaviye erişmesini sağlayacak tahliye ve infazın ertelenmesi yolları etkili biçimde işletilmelidir. Tahliyeleri ertelenen mahpuslar bakımından da kararların somut gerekçeleri açıklanmalı ve etkili itiraz imkânı sağlanmalıdır.
Otuz yılın ardından bir insanın ailesiyle geçirebileceği günler, tedaviyle kazanabileceği zaman ve onuruyla sürdürebileceği yaşam hâlâ değerlidir. Adaletin sorumluluğu, bu değeri korumaktır. Hasta tutsakların sesini duymak, başvuruları sonuçlandırmak ve gerekli adımları zamanında atmak için daha ağır bir tablonun ortaya çıkması beklenmemelidir.
