Demokratik Toplum, Doğru Kişilik Olmadan İnşa Edilebilir mi?

Gürsel Karaaslan

Barış süreci ve önümüzdeki dönem, yalnızca siyasi aktörlerin vereceği stratejik kararların değil, o kararları hayata geçirecek kişiliğin de sınavıdır. Çünkü hiçbir toplumsal dönüşüm, onu gerçekleştirecek insanın niteliğinden bağımsız değildir.

Bugün asıl soruyu şöyle sormak gerekiyor:

Demokratik bir toplum, demokratik olmayan kişiliklerle kurulabilir mi?

Kalıcı olarak kurulamaz.

Demokratik toplum yalnızca yeni kurumlar, yasalar, meclisler veya siyasi kararlar oluşturmak değildir. Bunların hepsi gereklidir; fakat tek başına yeterli değildir. Çünkü kurumları işleten insandır. Kurumun adı demokratik olabilir; fakat onu yöneten kişi buyurgan, tahammülsüz, eleştiriye kapalı ve kişisel çıkarını kolektif çıkarın önüne koyan bir zihniyete sahipse, biçim değişse bile işleyiş değişmez.

Bu nedenle önümüzdeki dönemin temel sorusu yalnızca “Ne inşa edeceğiz?” değildir.

“İnşa edeceğimiz demokratik toplumu taşıyabilecek nasıl bir insana dönüşeceğiz?”

Bu soru aynı zamanda öncülük meselesidir.

Çünkü kişilik olmadan öncülük olmaz.

Bir insanın çok şey bilmesi, çok konuşması, çok toplantıya katılması veya siyasi kavramları iyi kullanması onu otomatik olarak öncü yapmaz. Bilgi davranışa dönüşmüyorsa henüz kişiliğe dönüşmemiştir.

Bilgi zihinde kalırsa birikimdir.

Bilgi davranışa dönüşürse deneyimdir.

Bilgi karar verme biçimini değiştirirse kişiliktir.

Öncülük(Kadro ile öncü, öncü ile önderlik birbirine karıştırılmamalı) ise bilginin sorumlulukla birleşmesidir.

Gerçek öncü, başkalarına ne yapmaları gerektiğini söyleyen değil, önce kendisi yapması gerekeni yapan kişidir. Öncülük bir makam, unvan veya hiyerarşik konum değildir. Başkalarının üzerinde durmak değil, toplumsal sorumluluğun önünde durabilmektir.

Bu nedenle doğru öncülüğün üç temel niteliği vardır:

Görmek, anlamak ve yapmak.

Görmek; toplumdaki gerçek problemi romantikleştirmeden, abartmadan ve gizlemeden görebilmektir.

Anlamak; gördüğü problemi yalnızca sonuçlarıyla değil, nedenleriyle birlikte çözümleyebilmektir.

Yapmak ise doğru gördüğü ve doğru analiz ettiği şeyi kararlılıkla hayata geçirebilmektir.

Bu üçünden biri eksildiğinde öncülük de eksilir.

Sadece gören ama anlamayan kişi gözlemcidir.

Anlayan ama yapmayan kişi oportünisttir.

Yapan ama ne yaptığını anlamayan kişi ise yalnızca hareket üretir.

Öncülük, görme, anlama ve eyleme geçme kapasitesinin aynı kişilikte birleşmesidir.

Fakat burada önemli bir ayrım daha ortaya çıkıyor: Tekil öncülük ile kolektif öncülük aynı şey değildir.

Tekil öncülük, belirli bir insanın görme, anlama ve yapma kapasitesiyle topluma yön gösterebilmesidir. Bu, özellikle dönüşüm dönemlerinde önemlidir. Ancak demokratik toplumun kalıcılaşması açısından tek başına yeterli değildir.

Çünkü demokratik toplum, tek tek bireylerin doğruluğuna ve iradesine dayanarak kurulamaz.

Burada kolektif öncülük zorunlu hale gelir.

Kolektif öncülük, öncülüğün kişiden kopması değil; kişilik sahibi insanların kendi yeteneklerini ortak akıl, ortak sorumluluk ve ortak karar içinde birleştirmesidir.

Bir başka ifadeyle, öncülük kişide başlar ama kolektifte anlam kazanır.

Günümüzün koşulları açısından ihtiyaç duyduğumuz öncülük biçimi de budur.

Çünkü toplum değişiyor; iletişim biçimleri değişiyor; gençlerin dünyayla ilişkisi değişiyor; bireyselleşme, dijitalleşme, ekonomik sorunlar, kültürel farklılaşma ve yeni toplumsal talepler siyasal alanı yeniden şekillendiriyor.

Dünün başarıları bugünün otomatik doğruları değildir.

Geçmişten öğrenmek başka şeydir, geçmişte yaşamak başka.

Bu nedenle güncel ve entelektüel kişilik yalnızca çok okuyan kişi değildir. Değişen dünyayı okuyabilen, eski doğrularını gerektiğinde sorgulayabilen ve yeni gerçeklik karşısında kendisini yenileyebilen kişidir.

Gerçek entelektüellik; karmaşık bir problemi sadeleştirebilmek, farklı düşünceleri dinleyebilmek, kanıt ile kanaati birbirinden ayırabilmek, kendi düşüncesinin sınırlarını görebilmek ve kararlarını duygusal reflekslerden mümkün olduğunca arındırabilmektir.

Entelektüel kişilik kendisini haklı çıkarmaya değil, gerçeği bulmaya çalışan kişiliktir.

Demokratik toplum açısından bunun önemi büyüktür.

Çünkü demokrasi yalnızca çoğunluğun karar vermesi değildir. Aynı zamanda azınlığın sözünü dinleyebilme, eleştiriyi taşıyabilme, farklı düşünceyi düşmanlaştırmama, ortak kararın sorumluluğunu üstlenme ve kendi fikrini dayatmama olgunluğudur.

Bunlar kurumlara yazılarak yaratılmaz.

Önce insanın davranışında ortaya çıkar.

Bir toplantıda başkasının sözünü kesmemek demokratik kültürdür.

Kendisine yönelik eleştiriyi hemen savunmaya geçmeden dinlemek demokratik kültürdür.

Kendi başarısını kolektif başarıdan ayırmamak demokratik kültürdür.

Üstlendiği görevi sonuçlandırmak demokratik sorumluluktur.

Verdiği sözün arkasında durmak demokratik ahlaktır.

Hata yaptığında gerekçe üretmek yerine sorumluluk almak ise demokratik kişiliğin en güçlü göstergelerinden biridir.

Bu nedenle toplumsal inşa, büyük sloganlardan önce küçük davranışların değişmesiyle başlar.

Bir insanın kendi ilişki tarzı değişmeden toplumun ilişki tarzının değişmesini beklemek gerçekçi değildir. Kendi içinde otoriter olan bir insanın demokratik kurumlar kurması mümkündür; fakat o kurumları uzun süre demokratik biçimde işletmesi oldukça zordur. Çünkü insan, farkında olmadan kendi zihniyetini kurduğu kuruma taşır.

İşte bu nedenle kişilik dönüşümü, toplumsal dönüşümün yan konusu değil, doğrudan kendisidir.

Burada öz eleştiri özel bir önem kazanır.

Öz eleştiri, insanın kendisini suçlaması değil, kendisini bilimsel olarak incelemesidir.

“Ben neden bunu yaptım?”

“Kararımı bilgi mi, korku mu, öfke mi, alışkanlık mı belirledi?”

“Eleştiri karşısında neden savunmaya geçtim?”

“Başkasının fikrini neden dinlemedim?”

“Benim doğru olduğuma inanmakla gerçekten doğru olmak arasındaki farkı görebiliyor muyum?”

Bu soruların sorulabildiği yerde kişilik gelişmeye başlar.

Dolayısıyla eğitim de yeniden tanımlanmalıdır.

Eğitim yalnızca bilgi aktarma faaliyeti değildir. İnsanların karar verme kapasitesini geliştirmelidir.

Bir insan daha fazla şey biliyor ama daha doğru karar veremiyorsa, daha fazla konuşuyor ama daha az dinliyorsa, daha fazla kavram kullanıyor ama gerçekliği daha az görebiliyorsa, o eğitim eksiktir.

Gerçek eğitim, insanın görme, düşünme, karar verme ve uygulama kapasitesini birlikte geliştirmelidir.

Dağınık bilgi güç değildir.

Yoğunlaşmış bilgi, karar gücüdür.

Karara dönüşmeyen bilgi pratiği değiştirmez.

Bu nedenle önümüzdeki dönemde ihtiyaç duyulan öncü kişilik; her konuda görüş bildiren veya her yere yetişmeye çalışan kişi değil, neyin önemli olduğunu ayırt edebilen, enerjisini doğru yere yoğunlaştırabilen ve başladığı işi sonuçlandırabilen kişidir.

Bir işi başlatmak irade göstergesidir.

Ama başladığı işi sonuçlandırmak daha gelişmiş bir iradedir.

Toplumsal inşa, yarım bırakılmış iyi niyetlerden değil, sürdürülebilir sonuçlardan oluşur.

Bu yüzden öncülüğün en önemli ölçütlerinden biri şudur:

Söylediği ile yaptığı arasındaki mesafe ne kadar?

Bir insanın öncülüğü, söylediği sözlerin büyüklüğüyle değil, kendi hayatındaki karşılığıyla ölçülmelidir.

Bugün demokratik toplum inşa etmek istiyorsak, önce demokratik davranış kapasitesini geliştiren bir insan modeli yaratmak zorundayız.

Bu insan; sorgulayan ama yıkıcı olmayan, eleştiren ama küçümsemeyen, kararlı ama dogmatik olmayan, güçlü ama tahakkümcü olmayan, özgür ama sorumsuz olmayan, kolektif düşünebilen ama bireyselliğini kaybetmeyen bir kişilik olmalıdır.

En önemlisi de kendisini sürekli geliştirebilen bir insan.

Çünkü toplumsal dönüşüm tamamlanmış bir insan modeli yaratmak değil, kendini sürekli dönüştürebilen insanların çoğalmasını sağlamaktır.

Bu noktada tekil öncülük ile kolektif öncülük arasındaki ilişki daha açık hale gelir.

Kişilik sahibi olmayan insan öncülük edemez.

Fakat demokratik kişilik sahibi insanların da birbirlerinin yerine geçmeden, birbirlerini tamamlayarak ortak bir akıl oluşturması gerekir.

Bugünün ihtiyacı, tek tek kişilerin her şeyi bildiği ve herkesin onların etrafında toplandığı bir öncülük değil; farklı insanların kendi yeteneklerini ortak sorumluluk içinde birleştirdiği kolektif öncülüktür.

Çünkü demokratik toplum, tek tek kişilerin gölgesinde değil, güçlü kişiliklerin birbirini tamamladığı yerde gelişir.

Önümüzdeki barış ve demokratik toplum sürecinin gerçek sınavı da burada başlayacaktır.

Masalarda alınan kararlar önemlidir.

Kurumların yeniden düzenlenmesi önemlidir.

Hukuki değişiklikler önemlidir.

Fakat bütün bunların arkasında, onları demokratik biçimde hayata geçirecek insan yoksa, en iyi tasarlanmış proje bile zamanla eski alışkanlıkların içine çekilebilir.

Bu nedenle bugün iki soruyu birlikte sormak zorundayız:

Nasıl bir toplum istiyoruz?

Ve:

O toplumu kurabilecek nasıl bir insan ve nasıl bir öncülük anlayışına ihtiyacımız var?

Çünkü toplum yalnızca kurumların toplamı değildir.

Toplum, insanların birbirleriyle kurduğu ilişkilerin toplamıdır.

İlişkileri değiştirmeden kurumları değiştirmek çoğu zaman yalnızca biçimi değiştirmektir.

Gerçek demokratik inşa ise insanın kendisinden başlar.

Kendisini değiştiremeyen kişi başkasını değiştirmeye çalıştığında tahakküm üretir.

Kendisini sürekli geliştiren kişi ise başkasına hükmetmek yerine birlikte üretmenin yolunu arar.

İşte gerçek öncülük burada başlar:

İnsanların önüne geçmekte değil, toplumsal sorumluluğun içine ilk giren insan olmakta.

Ve bugünün koşullarında bu öncülük, tek tek kişilerin iradesinde değil; demokratik kişiliklerin oluşturduğu kolektif akılda kalıcı hale gelir.

Önce doğru insan, sonra doğru ilişki; doğru ilişki üzerinden doğru kurum ve nihayet demokratik toplum.

Çünkü demokratik toplum yalnızca bir sistem olarak kurulmaz.

Demokratik toplum, demokratik kişiliklerin ve bu kişiliklerin oluşturduğu kolektif öncülüğün çoğalmasıyla yaşar.

Tags:

No responses yet

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Latest Comments